porno izle porno izle porno izle porno izle
Bugun...



CEMAATLER ANADOLU MEDENİYETİNİN MÜTEMMİM CÜZÜDÜR 2


facebook-paylas
Tarih: 14-06-2020 22:41

CEMAATLER ANADOLU MEDENİYETİNİN MÜTEMMİM CÜZÜDÜR 2

 

Anadolu Coğrafyasını, töremizi, medeniyetimizi farklı kılan mana erleridir.Mana erleri olmadan biz eksiğiz.Bunu böyle bilmek lâzım. Yunus Emreler, Mevlanalar, Hacı Bektaşı Veliler, Aziz Mahmud Hüdayiler yetişmesin diye İslâm Medeniyetinin kodları ile oynamak isteyenlere kanmayın.

 

Muhyiddin İbni Arabi, Şeyh Edebali, Emir Sultan, Akşemsettin, Hasan Can, Ebussud Efendi olmadan bizim tarihimiz de olmaz.Mana erlerinin varlığını bir lütuf olarak bilelim.Osman Gazi'nin, Yıldırım Bayezid'in, Fatih'in, Yavuz'un, Süleyman'ın mana erlerine verdiği değeri unutmayalım

 

Günümüz cemaatleri bu mümtaz şahsiyetleri yetiştirebilecek potansiyele sahip mi değil mi? Bu ayrı bir konu. Bu konuda cemaatlerin çok ama çok eksikleri var. Maalesef tarihimizin şekillenmesinde rol oynayan kanaat önderlerini yetiştiremiyor cemaatler.

 

Devletimiz, cemaatlerin/tarikatların İslâm/Türk/Anadolu/Osmanlı Medeniyetinin mütemmim cüzü olduğunun bilincindedir. Asli vazifesini yapan hiçbir cemaat veya tarikat devletin hedefi olmaz. Kışkırtmalara alet olmayalım.Sadece cemaat değil cerahat olanların çıbanı patlatılır...

 

Bir İslâmi Cemaatin lideri 'İslama uymayan ölçü, ben de olsam ayaklarınızın altına alın.' der. İslami bir cemaatin lideri, kendini layüsel bir şahıs olarak lanse etmez, kendini tabulaştırmaz. İnsanların vicdanlarını/iradelerini ipotek altına almaz...

 

Biricik kızına dahi, 'Seni kurtaramam.' diyen Hz. Muhammed'i(s.a.v) rehber edinen bir kişi amellerinden başkasına dünya/ukba hayalini, Rabbinin rızasını bağlamaz. Bu ölçüye uymayan cemaat liderleri sıkıntılıdır. İslâmın künhüne muhalefet etmektedir...

 

ADÖ/FETÖ'nün İslâmın 'İ'sinin noktası ile dahi alâkası yoktur. Kimse onlara bakarak bu coğrafyanın özü olan cemaatlere parmak sallamasın.Cemaat olmayan, onun bunun kontrolündeki yapılar zaten devletimiz tarafından biliniyor.Sırası gelince devletin elini enselerinde bulacaklar.

 

Cemaatler, dini mübini islâmın ve ilayı kelimetullahın yeryüzüne tebliğinden ve yeryüzünde temsilinden başka gayesi olmayanlardır. Bu ihlasa ve ilkeye uymayanlarda proplem vardır. Bunlar İslâm Kültürü içine sızmış hastalıklı yapılardır...

 

Bu sebeple devletimiz cemaatlerin işleyişlerini/işlerini yakinen kontrol etmelidir. Ediyor da zaten. Bu kontrol olmadan bürokrasi ve teftiş birimleri temizlenmelidir. Aksi halde 'nato kafa nato mermer' hesabı, sosyal sancılarımız devam eder...

 

Müslüman hiçbir cemaat liderine sorgusuz sualsiz teslim olmaz. Hz. Peygamber dahi meşverete önem vermiş, bu kültürü işletmiştir. Bir cemaat lideri kendisini tabulaştırıyorsa sıkıntılıdır. Ya birilerinin kontrolü altındadır ya da nefsinin kontrolü altındadır.

 

Müslümanın basireti cemaatler ile zararlı cemiyetleri birbirinden ayıracak irfana sahip olmalıdır. Yanlışını gördüğü yerden de uzaklaşmalıdır müslüman. Aynı zamanda bu yanlışları devletinin ilgili birimlerine bildirmelidir.

 

Zararlı cemiyetler/örgütler dün vardı, bugün de var, maalesef yarın da olacak. Biz hepsinin ihanetlerine/zararlarına karşı hazır olmalıyız.Kuran ve Sünnete muhalefet eden yapıdan cemaat, liderinden de cemaat lideri olmaz.Bu yapılar örgüt ve örgüt lideri olarak isimlendirilebilir.

Şimdi biraz da memur/birey/devlet/cemaat ilişkisine temas etmekte fayda görüyorum. Devlet, soyut bir olgudur/varlıktır. Vatan, bayrak, istikâl, ortak kültür, halk, kurum ve hükumet gibi parametrelerden oluşur. Devlet milletin, millet de devletin ta kendisidir.

 

Devlet, milletine hizmet etmekle mükelleftir. Millet devletinden hizmetin her türlüsünü alma hakkına sahiptir. Devlet, hizmetlerini kurumları ve memurları/görevlileri eliyle yürütür. Devlet memuru/görevlisi hizmetlerin halka arzında adil ve tarafsız olmak zorundadır.

 

Devlet memuru/görevlisi hizmetlerini yürütme hakkını hukuktan ve anayasadan alır. Aynı zamanda hukuka, anayasaya, millete karşı da görevlerinin gereğini yerine getirmekten sorumludur. Devlet memuru hiçbir işinde keyfi, şahsi, lobikratik çıkar güdümlü eylem sergileyemez.

 

Bu sebeple bir devlet görevlisinin ya da memurunun bir cemaatin ya da STK'nın kontrolünde hareket etmesi kabul edilemez. Devlet memuru, hizmet sunduğu halkın her ferdine karşı eşit uzaklıkta ve yakınlıkta olmak zorundadır.

 

Devlet memuru/görevlisi ideoloji, ırk, cinsiyet, din, siyaset... faktörlerine bakmaksızın görevini yerine getirmekle vazifelidir. Bu da bir devlet görevlisinin özel hayatındaki aidiyetlerini/düşüncelerini görevine yansıtmamasını gerektirir.

 

Bir kamu görevlisi hiçbir cemaatin/STK'nın güdümünde hareket edemez. Milletin vergileriyle maaşını alan bir kamu görevlisi, birinci derecede milletine ve devletine karşı mesuldür. Kamu görevlileri STK ya da cemaatlerin görevlileri değildir.

 

Kamu görevlilerinin yasal olarak bağlı olduğu örgütler ya da yasal işler yapan örgütler olabilir.Bunda beis yoktur.Yalnız kamu görevlileri de sivil fertler gibi aklını/vicdanını kimseye kiraya vermemeli.Kamu görevlisi işiyle ilgili sadece milletinden ve devletinden talimat alır.

 

Kamu görevlisinin özel hayatında dinlediği, ilham aldığı, dua istediği kanaat önderleri olabilir tabiki. Önemli olan kamu görevlisinin görev sahası içindeki yasal sorumlulukları ile özel hayatını birbirine karıştırmamasıdır.

 

Kamu görevlisinin devletle olan bağı ve özel hayatının bağlılıkları birbirinden tamamen ayrışmalıdır. Bu ayrışma sağlam bir görev şuuru ile olabilecek bir şeydir. Bu ayrımı tam manasıyla yapamayan kamu görevlisinden devlet ve millet, hesap sorma hakkına sahiptir.

 

Tekraren şu ilkeyi hatırlatayım. Kamu görevlisi kamu göreviyle alakâlı olarak hiçbir cemaatin/STK'nın güdümünde hareket edemez. Bu prensibe uyan bir kamu görevlisinin devletin yasal sınırları içinde hareket edenlerle olan mana bağları kimseyi enterese etmez.

 

Peki millete ait olan 'devlet' milletine yanlış yapar mı?Devlet yanlış bir şey yapmaz aslında.Yukarıda belirttiğim gibi devlet soyut bir varlıktır.Devleti temsil eden aktörler yanlış bir şeyler yapabilir.Bu yanlışları yapanlardan hesap sorma hakkı hem milletin hem de devletindir.

 

Ne demek istiyorum? Biz şu an hâlâ üzerinde birçok değişiklik yapılmış olsa da 1982 darbe anayasası ile yönetiliyoruz. Bu anayasa yürürlükteyken 28 Şubat baskın olmak üzere millete çok cefalar çektirildi. Çektirildi değil mi? Evet.

 

Meselâ başörtülü insanlarımız bir dönem ikinci sınıf insan muamelesi gördü. Ötelendi. Hakları ellerinden alındı. Peki bunu kim yaptı? Güya devlet adına bazı aktörler yaptı. Şimdi burada karşımıza çok önemli bir problematik çıkıyor. Devlet(!) millete nasıl sıkıntı yaşatabilir?

 

Sıkıntı yaşatan devlet değildir. Devleti temsil ettiğini iddia eden birileridir bu sıkıntıları yaşatanlar. Devlet milletin ta kendisidir. Öyleyse milletin istemediği bir şeyin devlet eliyle uygulanmaması icap eder. Değil mi? Evet.

 

Zira 1982 anayasası kalkmadan icraatçiler ve devlete liderlik yapan aktör(Erdoğan) değiştiği için devlet eliyle millete yapılan 28 Şubat zulmü gibi birçok zulüm ortadan kaldırıldı.O zaman devletin değil devleti temsil eden bazı icraatçilerin milletine karşı yanlışları olmuştur.

 

Örneğin kahpe FETÖ darbesi başarılı olsaydı, bunu güya devlet adına yapmış olacaktı.Ama çok şükür Allah izin vermedi.Milletimiz devletine sahip çıktı. Bu noktada karşımıza şu gerçek çıkar:Cemaatler tabulaştırılamayacağı gibi devleti temsil eden uygulayıcılar da tabulaştırılamaz.

 

Millet, devleti temsil eden uygulayıcıların yanlışını da cemaatlerin yanlışını da anbean takip etmekle, devletini ayakta tutmakla mükelleftir. Uygulayıcılar fani/geçici devlet ebed müddettir. Millet devletin asli sahibi olmakla birlikte devletin aklı, kalbi ve vicdanıdır.

 

Millet devletinin kurumlarındaki yanlış uygulayıcıları uyarmakla hata yapmaz.Vatandaşlık görevini yerine getirir.Bu bağlamda cemaatler, cemaat liderleri, kamu kurumlarındaki icraatçiler milletin gözetimi altında olmalıdır.Milletin bu duyarlılığı ve hassasiyeti devletin bekasıdır.

 

FETÖ devlet kurumlarını istila ettiği dönemde devletin verdiği yetkiyi kullanarak, devlet kisvesiyle birçok yanlışlar yaptı. Eğer bu yanlışlar, devlet yapıyor, denilerek sessiz kalınsaydı ortaya çıkmazdı. Bu yanlışları devlet yapmaz. Devlet çatısı altındaki art niyetliler yapar.

 

Devlet de bazı konularda uygulayıcılar vasıtasıyla vatandaşını bilgilendirir. Uyarır. Çünkü zaman zaman milletin içindeki fertler de yanlış eylemler sergileyebilir. O zaman milletin fertlerini tabulaştırmak da taassuptur.

 

Görüldüğü üzere birbirini denetleyen dinamik bir sistemdir devlet/fert/cemaat/memur ilişkisi. Sonuç olarak diyebiliriz ki, devlet milleti için vardır. Milletinin isteklerine uygun adımlar atar, dönüşümler/değişimler yapar. Devlet, vatandaşlarını/cemaatleri denetime tabi tutar.

 

Devletin memurları ve görevlileri devletinin/milletinin bekâsı için vardır. Memuriyetin/mesuliyetinin ontolojik gayesi budur. Memur göreviyle alâkalı olarak milletinden ve devletinden başka kimseden talimat almaz.

 

Müslüman/fert aklını ve vicdanı beşeri kulvarda kimseye teslim etmez. Sorgular, düşünür, söylemesi gerekeni söyler. Herhangi bir yanlış gördüğünde yasal haklarını kullanır, uyarısını yapar ve devletinin ilgili birimlerini durumdan haberdar eder.

Müslüman; ezoterik, sapkın, muharref yapılara kanmaz.Onların yanlışlarına, tuzaklarına karşı ruhen daima teyakkuzda olur.Şaşa, şehvet, şöhret, makam, mal hırsı uğruna özgürlüğünü satmaz.Terör örgütlerinin, kirli şebekelerin robotluğunu yapmaz.Dinine/devletine/milletine hadim olur.

 

 

14.06.2020

AHMET PEKİYİ







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YUKARI YUKARI