porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...



NEREDE BU SİVİL TOPLUM?


facebook-paylas
Tarih: 17-12-2020 14:24

NEREDE BU SİVİL TOPLUM?

 

Aydınlanma, uysal, itaatkâr bir tebaadan oluşan disiplinli bir toplum inşa etme idealiyle sonuçlandı. Robespierre’in, dogmatik Jakoben aklının geldiği nokta tam anlamıyla totalitarizmdi.

 

Bu anlayış mutlakiyetçi ulus devletlerinin önünü açtı.

 

Örneğin Hegel’e göre devlet, Tanrı’nın dünya üzerindeki hareketi olarak evrensel bir politik akıldır ve bu şekliyle topluma müdahale etme hakkını kendinde görebilirdi.

 

Şerif Mardin’e göre modern mutlakiyetçi ulus devlet genişbürokrasisi, büyük ordusu yaygın posta sistemi ve telgraf iletişim şebekesiyle bütün toplumsal alanlara yayılmıştır. Bu bağlamda Türkiye’de çeşitli kültürel ve etnik yapılar, sivil toplum devletin hoşlanmadığı olgulardır.

 

Bu sebeple tek parti döneminin politik uygulamalarında sivil toplum tasfiye edilmiştir. Haliyle geleneksel, gerekse modern sivil toplum unsurları büyük ölçüde yer altına çekilmek zorunda kalmıştır.

 

1923-1946 yılları arasındaki tek partili dönemde tek tip, homojen, kaynaşmış bir toplum oluşturulmak istendiği için toplumsal çeşitliliğe ve farklılaşmaya hizmet eden sivil topluma fırsat verilmemiştir.

 

Sivil toplum kuruluşları yeniden çok partili hayata geçildiği 1946 yılından itibaren gün yüzüne çıkmaya başlamışlardır. Elbette tüm eksiklikleriyle ve katı ideolojik tutumlarıyla…

 

Netice itibariyle ulus devletlerin baskıcı ve tek türden ulus oluşturma politikaları dünyada sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkışını hızlandırdı.

 

Bilindiği gibi devletin dışında kalan ve toplumsal gruplar tarafından doldurulan bu sivil alan uluslararası literatürde Non Governmental Organizations (Hükümet Dışı Kuruluşlar) olarak da ifade edilmektedir.

 

Türkiye’de bu tür grupları ifade etmek üzere “Sivil Toplum Kuruluşları” (STK) veya Sivil Toplum Örgütleri kavramları kullanılmaktadır.

 

Sivil toplum,  devletin eksik bıraktığı alanlardaki boşlukları dolduran temel hak ve özgürlükler alanında çalışmalar yapan gönüllü kuruluşlardır.

 

Ne var ki Türkiye’de bu anlamda bağımsız, özgürlükçü, insan hakları çerçevesinde sağlam bir duruş sergileyen sivil toplum anlayışı yer edemedi.

 

Bu bakımdan sivil toplum ne yazık ki ülkede özgürlükçü düşüncenin ve insan haklarının gelişmesinde bir aktör olarak beliremedi. Türkiye’de sivil örgütlerin düşünce, inanç ve ifade özgürlükleri bakımından karnesi hep zayıf olmuştur.

 

Muhalif görünümündeki sivil toplum örgütleri, sendikalar, vakıf ve dernekler bırakınız özgürlüklerin gelişmesini tam tersi engellemek için faaliyet yürütmüşlerdir.

 

İktidar- sendika, devlet- sivil toplum arasındaki bağ yöneten-yönetilen, yönlendirilen bir itaatkâr ilişki dışına çıkarılamamıştır.

 

Oysa bu ilişki daha ilkeli bir düzeye çıkarılmalı, buna dönük yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

 

Bugün bir parti liderinin öğretmenlere yaptığı hakareti en son eğitim sendikaları duyuyorsa burada bir problem var demektir.

 

Pandemi sürecinde evlere tıkılan ve neredeyse tüm hakları kısıtlanan başta gençlere ve yetişkinlere yönelik ortaya koydukları somut bir projelerinin olmaması da düşündürücüdür.

 

Darda kalan esnafa, çiftçiye ve başka kollarda yaşanan mağduriyetlere yönelik yaptıkları kampanyalarla boy gösteremediler mesela. İktidarı destekledikleri ya da iktidarın desteklediği söylenen sivil kuruluşların, dernek, vakıf ve sendikaların böylesi zamanlarda varlık göstermesi beklenmez mi?

 

Ülkede sivil toplum alanında endişe verici bir sessizlik yaşanıyor. Tüm kuruluşlar kapılarını kapatıp derin bir sessizliğe bürünmüşler gibi. Oysa tam da böyle zamanlarda ortaya çıkıp hemen her alanda iktidarın elini güçlendirecek ona yol tayin edecek projelerle sahada olmaları gerekmez mi?

 

Bürokrasinin ve siyasetin gerisinden gelen bir sivil toplum anlayışı sakat bir anlayıştır.

 

Hükümetin, ülkemize ciddi anlamda katkısı olmayan sendikalara ödediği aidat paralarını da ilave edersek bu tip bir ilişki biçiminin kaliteyi düşüreceği de aşikârdır.

 

Kaldı ki bu tür devlet destekli bir sendikal anlayışın yani devlet kesesinden yapılan sendikal faaliyetlerin pandemi sürecinde de görüldüğü gibi hiçbir yaraya merhem olmadığı da görülecektir.

 

Sivil toplumun sahici anlamda varlık gösteremediği bir ülkede iş twetter kullanıcılarına kalmaktadır. 

 

 

UFUK COŞKUN

17.12.2020







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI