porno izle porno izle porno izle porno izle
Bugun...



SENİ(s.a.v) ÇOZ ÖZLEDİK EFENDİM


facebook-paylas
Tarih: 08-06-2020 15:46

SENİ(s.a.v) ÇOZ ÖZLEDİK EFENDİM

 

Seni anlatmak için kelimeler kifayetsizdir Sultanım(s.a.v). Acizim, cahilim, günahkarım biliyorum. Eğer sürçü lisan edersem Sen’i(s.a.v) anlatırken, affına sığınırım İki Cihan Server’i(s.a.v). Sana(s.a.v) dair cümleler kurarken Senin(s.a.v) hayatının değerine ve zerafetine tercüman olmak değildir gayem, kendi hayatıma zerafet ve değer katmayı ümit ederek yazıyorum Sana(s.a.v) dair düşüncelerimi… Ve belki bir cümlem, belki bir kelimem şefaatine nail olmama vesile olur diye ümit ediyorum.

 

İnsanlığın buhranlar anaforunda nefes alıp vermeye çalıştığı bir çağda güneş gibi doğmuştun dünyanın karanlık ufuklarına Efendim(s.a.v). Güçlünün haklı olduğu, adaletsizliklerin insanoğlunu kene gibi kemirdiği bir dönemde âlemin umudu olmuştun. Mazlumlar, yetimler, kız çocukları, anneler zifiri karanlıklardan kurtuluşun muştusu olarak bekliyorlardı Seni(s.av). Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini figanla izleyen anneler, bu vahşet tablosundan kurtulabilmek için göz yaşı döküyorlardı. Bir ümit kapısının ardına kadar açılmasını, bir merhamet abidesinin dünyaya dokunuşunu gözlüyordu cihan. Altınlar gibi parıldayan bir yüreğin merhameti, sevgisi, ahlakı ile insanlığın yaralarını sarmasını diliyordu tüm bikesler. Çaresizdiler, sözleri geçmiyordu kimseye, bağırları yanıyordu işkenceler altında ama seslerini duyuramıyorlardı kimseye. Mazlumların, hakikatin, adaletin nefesi olacak bir kutlu insana muhtaçtılar. Sana(s.a.v) odaklanmıştı tüm gariplerin dilekleri, hayalleri. “Gel ve kurtar bizi Ey Nebi bu zulmet girdabından” diye inliyordu insanların kalpleri.

 

Dualar Senin(s.a.v) için yükseliyordu semaya, dilekler senin için yırtıyordu asumanın perdelerini. Ve adın herkesin zikrettiği bir isim, siretin herkesin aradığı bir nur, suretin herkesin bulmaya çalıştığı bir güneş olmuştu Ey Resul(s.a.v). Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın(s.av) yakın bir gelecekte dünyaya teşrif edeceği herkesin dilinde dolanıyor ve O’nun (s.a.v) kendi kavimleri içinden çıkmasını diliyordu kabileler. Din adamları, o günün kanaat önderleri Seni(s.a.v) arıyorlardı her simada. “Allah’ın bizlere müjdelediği son Peygamber acaba o mu?” diye vasıflarını inceliyorlardı yeni doğan çocukların. Ama Senin(s.a.v) sahip olacağın meziyetlere sahip değildi hiçbiri ve her defasında “hayır” bize kitaplarda bildirilen Peygamberin özelliklerine sahip değil bu çocuk diyorlardı.

 

Ve tarih 571, Rebiülevvel ayının 12. gecesi olduğunda dünyayı şereflendirmiştin Sultanım(s.av). Doğduğun gece dünyanın yüreği titremiş, Save gölü kurumuş, Kisra Sarayının Sütunları devrilmiş, dalaletin müzmin siyahları üzerine ışık gibi müjdeler, mucizeler yağmıştı. Sen(s.a.v) dünyaya geldikten sonra dünyanın çehresi değişmişti Efendiler Efendisi(s.a.v).

 

Sahip olduğun vasıflar insanlığın dört gözle beklediği, müjdelenen Nebi olduğunu haykırıyordu adeta. Farklıydın, daha peygamberlik göreviyle vazifelendirilmediğin halde kötülüğün damlasına dahi yaklaşmıyordun. Çocukluğun, gençliğin dahi tüm insanlığa model teşkil edecek durulukta, berraklıkta idi. Peygamberliğinden önce insanlar Sana El-Emin diye hitap ediyorlardı. Şirkin, putperestliğin zerresine dahi yanaşmıyordun.

 

Zaman zaman Hira nur dağına çıkarak muvazenesi bozulmuş içtimai hayatın içinden uzaklaşıyor ve Alemlerin Rabbini tefekkür ediyordun. İnsanların kendi elleriyle yaptığı putlardan ve onlara tapılmasından iğreniyordun. Doğruluğun ve dürüstlüğün dillere destan olmuştu. Ticaret işleriyle uğraşırken, insanlarla diyalog kurarken kullandığın üslup, herkesin dikkatini Senin(s.a.v) üzerine çekiyordu. Yer yüzünde yaşayan insan cismine bürünmüş bir melek gibiydin adeta. Hacerül Esvedin Kabenin restorasyonu esnasında yerine konulması konusunda büyük bir sorun yaşanmış ve bu sorunu; basiretin, nübüvvet kokan izanınla çözerek tüm kabilelerin takdirini kazanmıştın. Henüz peygamber olmadan Hilfül Fudul isimli bir hukuk teşkilatının üyesiydin. Adaletin, hakkaniyetin korunması adına nübüvvetin öncesinde de sorumluk alıyordun Efendim(s.a.v). Sebatın, vakarın, ciddiyetin, samimiyetin, ilgin, görgün nakış nakış işleniyordu ademoğlunun kalbine.

 

12 yaşındayken, bir gün amcan Ebu Talip ile Şam seferine çıkmıştın. Kafile yoluna devam edip Bûsra denilen yere vardığında, istirahata çekilmiştiniz. Bu bölgede, Bahîra adında bir rahip vardı. Hıristiyanların en büyük alimiydi, o. Kervanınızı bir bulutun takip ettiğini temaşa edince çok heyecanlanmıştı ve bir ziyafet verip kâfileyi bu ziyafete davet etmişti. İkram esnasında Bahîra, Sana (s.a.v) dönerek: “Ey genç! Lât ve Uzza adındaki putlar hakkı için sana soracaklarıma cevap ver!” dedi.  Sen (s.a.v) ise:  “Ben hiçbir zaman Lât ve Uzza adına bir şey yapmam! Benim en çok kızdığım şeyler putlardır!” cevabını vermiştin. Bahîra’nın böyle söylemesi, Sen’in (s.a.v) kavminin öyle yemin ettiğini daha önceden işitmiş olmasındandı. Sen’den(s.a.v) bu cevabı alınca:  “Ey Muhammed(s.a.v)! Allah adına Sana(s.a.v) soracaklarıma cevap ver!” dedi, Bahîra.  Sen(s.a.v) de:  “Madem ki Allah adına soruyorsun, sen sor, ben de cevaplarını vereyim” demiştin.  Bunun üzerine Bahîra, Sen’in(s.av) şahsi ahvaline, işlerine ve uykuna varıncaya kadar pek çok şeyi sormuştu. Sen de hepsinin cevabını verdin. Aldığı bütün cevaplar gelecek son peygamberin özelliklerine uygundu.  Bahîra Sen’in(s.a.v) gözlerindeki kızarıklığa da dikkatle baktı ve bunun geçici olup olmadığını sordu. Kendisine:  “Gözlerimdeki kızarıklık hiç geçmez.” dedin.  Uykunun nasıl olduğunu soran Bahiraya: “Gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz!” dedin. Neticede Bahîra: “Biz bu nitelikleri okuduğumuz kitaplarda böyle bulmuştuk. Ve bu hususta söz de alınmıştır.” dediğinde,  amcan Ebu Talip, “Sizlerden kim söz almıştır?” diye sordu.  Bahîra da “Zamanı gelince bunu böylece açıklamamız için Allah bizlerden söz almıştır. Buna dair ayetini, peygamberimiz Meryem oğlu İsa’ya(a.s) indirdiği kitapta göndermiştir”  diye konuşmuştu. Aldığı cevaplardan ve fiziksel özelliklerinden Senin(s.a.v) Allah’ın göndereceği son peygamber olduğunu anlamıştı Bahîra. Çünkü gelecek son peygamber ve ona ait özellikler Tevrat ve İncil’de bildirilmişti.

 

Rahip Bahîra Sana(s.a.v) kıskançlık duyanlarca zarar verilebileceği endişesini amcanla konuşunca, Ebu Talip, alışverişini oracıkta kesmiş ve Mekke’ye geri dönmüştü. Senin(s.a.v) vasıfların, ahlakın, örnekliğin daha Peygamber olmadan biliniyordu Sultanım(s.a.v). Peygamberliğinden önce bile insanların emanetlerini teslim ettiği kişi Sen(s.av)’din. Medine’ye hicret ettiğin günlerde, evinde bulunan müşriklere ait emanetleri sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali(r.a)’yi görevlendirmiş ve bu görevi yerine getirdikten sonra onun da Medine’ye hicret etmesini emretmiştin. O zor koşullarda dahi emaneti sahibine teslim etmeyi dert edinecek kadar müstakim ve doğru bir insandın Efendim(s.a.v). Seni(s.a.v) “Alemlere rahmet olarak gönderen” Allah(c.c), en güzel vasıflar ve meziyetlerle donatmış ve insanlığa kurtarıcı, rehber, önder olarak görevlendirmişti Sultanım (s.a.v).

 

610 yılında Hira Nur Mağarasında “Oku” emriyle peygamberlik vazifesiyle görevlendirilmiş ve 23 yıl içinde Asrı Saadet medeniyetini inşa etmiştin Güzeller Güzeli(s.a.v). Seni(s.a.v) yolundan çevirmek isteyenler Sana(s.a.v) yapmadık işkence bırakmamıştı. Taşlamışlar, yollarına dikenler sermişler, Sana(s.a.v) inananlara eziyetler etmişler, Seni(s.a.v) öldürmek için planlar kurmuşlardı. Onlara cevaben amcana söylediğin  “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”  ifadesi cesaretin ve cihangirliğin en mükemmel numunesiydi. Yılmak, yorulmak nedir bilmezdin. İslam’ı anlatmak, bir kalbe daha İslam’ın nurunu aşılamak için her türlü hakarete, her türlü tahkire rağmen arşınlardın kapıları. Ümmetine dava uğrunda can pahasına mücahede ve mücadele etmek gerektiğini temsil ederek öğretmiştin. İkinin ikincisi diye Kuranı Kerimde zikredilen Hz. Ebu Bekir (r.a)’e, Sevr Mağarasının etrafı düşmanlar tarafından sarılınca, “Latahzen İnnelllahe Meana(Üzülme, Allah Bizimle), diyerek onu teskin etmiştin ve Allah, Sizi müşriklerin tuzaklarından kurtarmıştı. Ümmetinin hak yolda yürüdükleri sürece kaybetmeyeceğini ve Allah’ın doğruların koruyucusu olduğunu göstermişti bu hadise tüm dünyaya. Doğruluk, dürüstlük ve iyilik Senin(s.a.v) hayatının mayasıydı Sultanım(s.a.v). Aile hayatın, sosyal yaşamın, çocuklara karşı merhametin, çocuklarla şakalaşıp oynaman, liderliğin en muhteşem örneklerdi bizler için.

 

Yaşamın her sahasında göstermiş olduğun örnek hayat tarzı kalpleri yumuşatıyor, gönülleri fethediyordu. Senin(s.a.v) hasretine dayanamayan bir kütük hüngür hüngür ağlıyor, sahibinden şikâyetçi olan deve, Senin(s.a.v) merhamet ocağına sığınarak sahibini Sana(s.a.v) şikâyet ediyordu. Sen(s.a.v) de bu acılara karşı şefkatinle dokunuyor ve tüm sorunlara karşı duyarlılık gösteriyordun. Hayatının her zerresi bir destan, her dakikası muhteşem bir güzellikler deryası idi Efendim(s.a.v).

 

23 yıllık Peygamberlik hayatın sonrasında emanetini Rahman’a teslim ettiğinde vurgun yemişe dönmüştü ashabın. Hz. Ömer(r.a) inanmak istememişti ruhunu Allah’a(c.c) teslim ettiğine ama cennetle müjdelediğin o mübarek insan(r.a) Senin(s.a.v) de ölümlü bir kul olduğun gerçeğini kabullenerek teskin olmuştu burnunun direkleri sızlayıp yüreği yanarak. Seni(s.a.v) bu denli çok sevmişti ashabın Efendim(s.a.v), bu denli dünyalarına girmiştin onların.

 

Şimdi bizler de Seni(s.a.v) çok seviyor ve çok arıyoruz Sultanım. Yürüdüğün topraklarda, nefes alıp verdiğin beldelerde yaşamayı arzuluyoruz. Keşke diyoruz, keşke Efendimizin(s.a.v) zamanında yaşamış olsaydık. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te Senin(s.a.v) etrafını kuşatmış yiğitlerden, Sana(s.a.v) doğru fütursuzca gelen bir okun önüne başını uzatabilen dostlarından biri de biz olabilseydik. Okçular tepesini terketmeyen ve orada göğüs  göğüse zalimlerle vuruşurken  şehit düşen bir ashabın olabilseydik, keşke. Oturduğun sofralarda oturup, namaz kıldığın mescitlerde ibadet edebilseydik. Günde bir defa olsun ellerine dokunup, bakışlarına muhatap olabilseydik.

 

Kardeşlerim diye hitap ettiğin bizler, çok acınası durumlar yaşıyoruz Efendim(s.a.v). Yeryüzünü kan, kin, nefret, vahşet bulutları kapladı. Hırsızlık, hayasızlık, ahlaksızlık, yalancılık, sahtekarlık dünyanın her yerini kuşattı. Karanlıklar Çağının şahikasında yaşam mücadelesi veriyoruz Merhamet Meleği(s.a.v). Ümmetinin çocuklarının cesetleri sahillere vuruyor, ümmetinin çocuklarının üzerine bombalar yağıyor, ümmetinin çocukları Allah’tan ölüm dileyerek cennette açlıklarını gidermeyi ümit ediyor Efendim(s.a.v). Bağrımız yanıyor Sultanım, ciğerlerimiz parçalanıyor. Etrafımızda yaşanan zulümlere bigâne değiliz ama bu zulümlere engel olamamaktan ötürü muzdaripiz. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytanlara karşı mazlumları koruyup kollayamamak bizlerin boynunu büküyor. Hakikatin Sancağı semaya yükselmeyi bekliyor Sultanım (s.a.v) hüzün kafesinde. Oysa Sen olsaydın, sadece yanımızda dursaydın, her şey bambaşka olurdu Efendim(s.a.v). Sarayları, şanı, şöhreti, makamları elimizin tersiyle davamız için iter, dizinin dibinde bende olurduk. Kıtmirin olarak Sen(s.a.v) diledikten sonra ardından denizlere yürürdük. Yüreğimiz yangın yerine döndüğü zamanlarda Senin(s.a.v) rahmet pınarından su içerek yangınlarımızı söndürürdük. Acının yüreklerimizi dağladığı ve ümitsizliğin zihnimizin göklerini boranlar gibi sardığı lahzalarda yanına koşardık Efendim(s.a.v). Bir kere başımızı okşaman, bir kere kalbimize dokunman yeterdi bizlere. Bakışlarından süzülen sevgi huzmeleri merhem olurdu dertlerimize. Hayatın labirentlerinde kaybolduğumuz anlarda, ellerimizi uzatırdık ellerine.

 

Bırakmazdın bizleri biliyorum, geri çevirmezdin Senden(s.a.v) medet dileyen ellerimizi.

 

Yoksun Sultanım, yoksun… Senin şefkat bahçende yetişmiş bir fert/kul olamamanın hüznünü anlatmak ne mümkün! Sen(s.a.v) bizim en büyük yitik hazinemizsin. Biz yetimiz şimdi, biz kimsesiziz… Biz annesini, babasını, tüm varlığını yitirmiş çocuklardan farksızız Sen(s.a.v) yanımızda yokken…

 

Seni(s.a.v) özleyen sadece kardeşlerim diye hitap ettiğin bizler de değiliz Sultanım(s.a.v). Seni(s.a.v) özleyen ve Senin(s.a.v) merhamet kapılarına sığınan koca bir dünya var. Alman şair ve yazar Johann Wolfgang von Goethe, Senin(s.a.v)   hakkında,  “Hiç kimse Hz. Muhammed’in(s.a.v)  prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim bütün kanunlarımız, İslâm medeniyetine bakarak çok eksiktir. Biz Avrupa milletleri, büyük medenî imkânlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.” diyerek yetiştiği uygarlığın Senin (s.a.v)  kurduğun medeniyet karşısındaki acziyetini itiraf etti. Prof. Bosworth Smith, “Şöyle bir göz atmakla, Hz. Muhammed’in, bütün vasıflarını ve kahramanlıklarını görmek mümkündür. Bunlardan bazıları, Peygamberliğinin ilk günlerinde ve bazıları da peygamberliğinden sonra olmuştur. Eşsiz mucizeleri gördüğüm zaman, O’nu(s.a.v)  rütbe bakımından insanların en büyüğü ve en yücesi olarak mütalaa ediyorum. Hatta insanlık O’nun bir benzerini görmemiş ve görmeyecektir de…” diyerek teslim etti mükemmel şahsiyetini. Dr. Steingas“Hz. Muhammed’in(s.a.v)   doğruluğu, faaliyeti, hakikati aramadaki samimiyeti, sonsuz azmi, hiçbir vakit sarsılmayan imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa bunlar, O’nun(s.a.v), o cesur ve azimkâr Peygamber’in son peygamber olduğuna en kat’i ve en emin delillerdir.” diyerek haykırdı dünyaya Sen’in(s.a.v)   nübüvvetini. Prens Bismarck (Bismark), “Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idare etmek için taraf-ı lahutîden geldiği iddia olunan bütün münzel semavî kitapları tam ve etrafıyla tedkik ettimse de, tahrif olundukları için hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyet, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin (a.s.m) Kur'anı, bu kayıddan âzadedir. Ben Kur'anı her cihetten tedkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin (a.s.m) düşmanları, bu kitap Muhammed'in (a.s.m) zade-i tab'ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir dimağdan böyle hârikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak manasını ifade eder ki; bu da ilim ve hikmetle kabil-i te'lif değildir. Ben şunu iddia ediyorum ki; Muhammed (a.s.m) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır. Sana muasır bir vücud olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed (a.s.m)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o lâhutîdir. Bu kitabın lâhutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.” diyerek Sana (s.a.v)  olan saygısını, hayranlığını dillendirdi.

 

Ahhh Efendim Senin (s.a.v) hayatının harikalığı ve müstesnalığı anlatmakla bitirilemez ki. Senin(s.a.v)   şanını anlatmak bize düşmez ki. Senin(s.a.v) yüceliğini, kulluktaki kemalini anlatmak için kimsenin yorumuna gerek yok ki. Sen (s.a.v) beşeriyet içinde Yüceler Yücesinin, Rabbimizin Peygamberi ve O’nun(c.c) övülmüş, seçilmiş kulu olduğun halde geceleri ayakların şişinceye kadar kulluk yapan bir Abidsin… Sen(s.a.v) Resulü Kibriyasın, Sen(s.a.v) Alemlerin Efendisisin, Sen(s.a.v) Muhammed Mustafasın(s.a.v)….

 

Muhtacız Efendim(s.a.v) iklimine, muhtacız Efendim(s.a.v) şefkatine, muhtacız Efendim(s.a.v) yardımına, muhtacız Efendim(s.a.v) şefaatine...

 

George Bernard Shaw “İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e(s.a.v) her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi” diyerek veciz bir şekilde anlatmıştı Sultanım (s.a.v)  Sana(s.a.v)  olan ihtiyacımızı. Ne olur bırakma ellerimizi, ne olur sancağının gölgesinden mahrum etme bizi, ne olur tüm yanlışlarımıza rağmen atma yüreğinden bizleri, ne olur şefaatine mazhar olanlardan ayırma bizleri, ne olur kardeşim dediğin insanlar arasına kat bizleri, ne olur Efendim(s.a.v), ne olur mahşer günü yalnız bırakma bizleri…

 

Canımız Sana Feda Olsun Efendim…

 

Ey Allah’ım(c.c), Ey göklerin ve yerin Rabbi(c.c), Sen(c.c) bizleri Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellemin kutlu yolundan ve Sana(c.c) kul olmaktan ayırma ne olur. Bizleri Muhammedi iklimin ebedi huzuruna kavuştur musun Ey Rabbim? O’nun(s.a.v),  devrinde yaşayamadık ama Sen(c.c) bizlere hep O’nunla(s.a.v), olmayı/yaşamayı nasip eyler misin Allah’ım? Alemlere rahmet olarak gönderdiğin ve bizlere model kıldığın Peygamber Efendimizin vefatının seneyi devriyesinde  kaleme almış olduğum bu yazıyı Münacatım ve Habibim dediğin Peygamberine Naat’ım olarak kabul eyle ne olur?

 

Esselamüaleyke Ya Rasülallah. 

 

08.06.2020

AHMET PEKİYİ

 







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YUKARI YUKARI