porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
AVRUPA’nın VİCDAN AYNASI BOSNA
Tarih: 12-12-2016 23:07:00 Güncelleme: 12-12-2016 23:11:00


Sizleri Bosna ile ilgili ansiklopedik bilgilere boğmak istemem. Bosna ile ilgili tarihi, istatiksel bilgi edinmek isteyenler bu konuda çok fazla kaynak bulabilir ve bilgi edinebilir. Bu nedenle Bosna ile ilgili kitabi bilgiler vermek yerine Bosna’nın bizler(Anadolu), batı dünyası ve insanlık için sahip olduğu değere atıf yapmak ve bu değer ekseninde kültürel/anlamsal bir analizde bulunmak istiyorum. Bosna Avrupa kıtasının bir bakıma vicdanı, bir bakıma da vicdansızlığı olarak tezahür etmiştir çünkü Bosna sahip olduğu kimlik ile Avrupa’nın Vicdan Şahikasını, batı uygarlığından görmüş olduğu eziyet ile de Avrupa’nın Vicdansızlık Çukurunu betimlemektedir. Bu ifadenin gerekçesine yazımın alt bölümlerinde değineceğim. Bizim için Bosna olarak isimlenmiş olan Bosna Hersek, tarih boyunca Avrupa kıtasında insanlık namına çok derin hadiselere şahit olmuş ve insanlık tarihi açısından bir ayna vazifesi görmüştür. 1463 yılında Osmanlı idaresine geçmiş olan Bosna, Osmanlı Medeniyetinin Avrupa’daki canlı örneklerindendir. Ecdadımız fethetmiş olduğu toprakları kültürel, ekonomik, sosyolojik boyutlarda dantela gibi işlemiş; o toprakların yerli değerlerine dokunmayarak, bu topraklara değer katmıştır. Osmanlı fethedilen topraklarda yaşayan insanların düşünce, inanç özgürlüğüne asla müdahale etmemiş, bizzat padişah fermanlarıyla o insanların yaşam biçimlerini, inanışlarını güvence altına almıştır. Yalnız, Osmanlının fethettiği bölgelerde sergilediği bu yüksek ahlâk ve şahsiyet; maalesef Osmanlının mirasına karşı batı uygarlığı ve temsilcileri tarafından sergilenmemiştir.

 

 

Mimar Sinan’ın öğrencisinin inşa ettiği Mostar Köprüsü de ecdadımızın Bosna’da imar ettiği kültürel eserlerden biridir. Bu narin eser 1992-95 yılları arasındaki savaşta Sırplar tarafından yıkılmış, daha sonra Türkiye’nin de desteği ile yeniden inşa edilerek 2004’te hizmete açılmıştır. Fethettiği topraklarda hiçbir tahribat yapmayan ecdadımızın nakşettiği eserler, maalesef Avrupa’da tüm dünyanın gözleri önünde tahrip edilmiş, adeta batı topraklarından silinmek istenmiştir. Osmanlı mirası olan evler, köprüler, camiler… Avrupalılar tarafından enkaza çevrilmiştir.  Bugün Avrupa’da ayyuka yükselen islamofobianın kökleri haçlı zihniyetine dayanmaktadır. Avrupa demokrasi, eşitlik, hürriyet kavramları ile patolojik ruh halini, vicdansızlığını, faşizan tutumlarını kamufle etmiştir. Ama artık “Hasta Avrupa”ya kral çıplak demenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Bosna da Avrupalıların sergilediği bu kültür asimilasyonundan ve soykırımından nasibini almıştır. Bosna’da sadece kültürel soykırım da yapılmamış aynı zamanda Avrupa tarihinin en büyük toplu insan soykırımı da gerçekleştirilmiştir. Avrupa ve batı dünyası bu soykırımı tabiri caizse izlemiştir. 1992-95 yılları arasındaki Boşnak-Sırp savaşında Srebrenitsa bölgesinde; Sırplar tarafından kadın, çocuk, yaşlı… ayrımı yapılmaksızın insan soykırımı gerçekleştirilmiş, 8.000’e yakın Boşnak katledilmiştir. Ekmek/su kuyruğunda bekleyen Boşnaklar dahi kurşuna dizilerek büyük bir caniliğe/vahşete imza atılmıştır. Bu soykırım Avrupa’nın merkezinde, göbeğinde meydana gelmiştir. Berlin Duvarını yıkarak Avrupalılık adına bütünleşme/insanlık mesajı veren Kıta Avrupa’sı, adeta Boşnaklı Müslümanlar üzerinden ayrılık tohumları ekmiş, ayrımcılık yapmıştır. Avrupa Birliği bir Hıristiyan Kulübü düzeyinde kalmıştır. Boşnakların Müslüman kimliği de elbette bu sessizlikte büyük bir rol oynamıştır. Sırpların uyguladığı devlet terörüne Avrupa o günlerde ses çıkarmamıştır. Bugün AB ülkelerinin, Türkiye’nin düşman bellediği terör örgütlerine sessiz kalması, onları koruması, terör örgütü üyelerini saraylarında ağırlaması yeni bir Avrupa refleksi değil, tarihi bir hastalıktır. Bosna’da Sırpların uyguladığı devlet terörüne sessiz kalan Avrupa, bu gün de Türkiye’ye karşı uygulanan teröre sessiz kalmakta, Bosnalıları yalnız bıraktığı gibi müttefikimiz dediği Türkiye’yi de yalnız bırakmaktadır. Bu sebeple, iyi insanların bölgesi olarak betimlenen Bosna; Boşnakların vicdanını/insanlığını anlatırken, Avrupalıların da vicdansızlığını, sahtekarlığını, iki yüzlülüğünü haykırmaktadır. Sırplar 1992-95 savaşında taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmazken; Bilge Kral, kendi birliklerine asla sivillere, ibadet yerlerine, hastanelere, çocuklara, kadınlara dokunulmamasını telkin etmiştir. Bosna bu bakımdan İslam ahlakının yüksekliğini, Avrupa hodbinliğinin de alçaklığını gösteren anlamlı bir örnektir. Bu durumu merhum Bilge Kral bir sözünde şöyle ifade eder: “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur…” Bosna gerçeği ve Bilge kralın müktesebatı da göstermektedir ki Bosna, Avrupa içindeki vicdan kulesi olarak Avrupa’nın vicdansızlığını tüm dünyaya ifşa etmektedir. Bosnalıların kendisini ''baba'' olarak gördüğü Aliya İzzetbegoviç destansı bir hayat yaşamış ve mazlum milletlere örnek olmuştur. Ömrü boyunca türlü eziyetlere maruz kalmış, hapislerde yatmış ama milletinin ve kendisinin hürriyetinden taviz vermemiştir. "Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki; köle olmayacağız. Ben Avrupa'ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa, onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.” beyanıyla Aliya İzzetbegoviç, Müslüman yüreğinin ve Boşnakların sahip olduğu erdemin sözcüsü olmuştur.

 

 

Bosnalılar, Aliya İzzetbegoviç önderliğinde 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile devletlerini kurdu ve bağımsız bir devlet olarak varlıklarını korumayı başardılar. 1463-1878 yılları arasında 415 yıl Osmanlı idaresi altında huzurla, adaletle, intizamla yönetilen Bosna; mevcut haliyle Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar olmak üzere üç etnik gruptan oluşan bir ülke hüviyetindedir. Ülke nüfusunun çoğunluğunu(% 50’den fazlasını), Boşnak Müslümanlar meydana getirmektedir. Osmanlı idaresi altında kaldığı dönemde Boşnaklar, Osmanlı Medeniyetinin ve İslam ahlâkının naifliğinden, güzelliğinden etkilenerek kafile kafile İslâmiyeti tercih etmişlerdir. Osmanlı idaresinden sonraki dönemlerde gördükleri zulüm, işkence, asimilasyon ve soykırıma rağmen de Müslüman kimliğinden asla vazgeçmemişlerdir.  Ümit ediyoruz ki Bosnalı kardeşlerimizin yaşadığı acılar bir daha tekrarlanmaz ve Bosnalı Müslümanlar refah/mutluluk içinde hayatlarına devam ederler. Bosna Avrupa uygarlığı içinde İslam Dünyasının ve Anadolu’nun kalelerinden biridir. Bu saikle İslam dünyasının ve Anadolu’nun güvenliğinin, Batı’da Bosna kalesinden başladığını ifade edebiliriz. Bosna Anadolu ve İslam Coğrafyası için okçular tepesi mesabesinde bir ülkedir. Okçular tepesinin kültürel veya fiziksel açıdan işgal edilmesi, hem Anadolu’nun hem de İslam Dünyasının güvenliğini riske sokar. Bosna’nın karnı ağrıdığı zaman Anadolu’nun ve İslam Coğrafyasının kalp spazmı geçirmesi icap eder. Bosna Anadolu’nun ve Türk İslam Dünyasının namusudur. 2003 yılında vefat eden Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, ölüm döşeğinde, dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş ve ona "Bosna'ma sahip çıkın", "Bosna'mı koruyun" demiştir. Bu durum aslında Bilge Kralın Bosna’nın İslam Dünyası için önemini bilmesinden kaynaklanmaktadır. Bosna düşerse İslam Dünyası ve Anadolu da tehdit altında kalır. Bu nedenle Bilge Adam, “Evladım gibi koruduğum ve gözettiğim, Bosna’mı, her şeyiyle size emanet ediyorum.” mesajını vermiştir, Erdoğan vasıtasıyla tüm İslam ve Türk Dünyasına. Ne Bosna bizi unutabilir ne de biz Bosna’yı unutabiliriz? Ne Bosna bizi ihmal edebilir ne de biz Bosna’yı ihmal edebiliriz? Çünkü biz iman kardeşiyiz. Birbirimize karşı mükellefiyetlerimiz var.  Bosna bizim için namusumuz kadar kıymetli bir ziynettir. Yüzündeki çizgilerden hayat kitabı okunan Boşnak nineler ve dedeler bugün hâlâ yüreğinde Türkiye sevdası taşır, biz de yüreğimizde tüm Boşnakların sevdasını taşırız. Allah birliğimiz daim eylesin.

 

 

Aliya İzzetbegoviç’in her sözü bir kitap değerinde olan birkaç sözü ile makalemi sonlandırmak istiyorum. Zira Aliya İzzetbegoviç’in her sözü bize Bosna Kültürü hakkında bilgi pınarları takdim etmektedir.  Bilge Kraldan ve Bosnalılara bıraktığı ilim/irfan mirasından alacağımız çok ibret bulunmaktadır. Umarım kulaklarımıza küpe olur:

 

 

-İdare etmek değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar, İslam’ın ilerlemesini sağlayamazlar.

- İslam güzel de, Müslüman bunun neresinde?

-İslam bütün Müslümanların kardeşliğini farz kıldı fakat Müslümanlar birlik değiller, hatta başkalarının hesabına aralarında savaş yapmaktadırlar.

- Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar. Ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır.

-Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünün.

-İslam arzuların yok edilmesi değil, kontrol edilmesini ister.

-İslamiyet’in ilerlemesini sakin ve teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve isyankâr ruhlu kimseler gerçekleştirecektir.

-Bütün yücelik ve şükran Allah’a aittir ve insanların gerçek kalitesini ancak Allah tespit edebilir.

-Gerçek inanan bir nesil, sadece şuursuz bir dini aidiyet içinde bulunan düzinelerce nesilden daha fazla şey yapabilir.

-Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz.

- Özgürlük verilmez, alınır.

-Düşmanına benzediğin zaman, savaşmanın anlamı kalmaz.

-Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan(sırplardan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiç bir şey borçlu değiliz.

-Karanlığa alışmış olan köstebekler, ışığa müsamaha gösteremezler.

-Benim için yeryüzünde iyi, doğru ve güzel ne varsa onun adı İslam’dır.

-İslam en iyi ama biz, en iyiler değiliz.

-Olduğunuz gibi kalın. Dininizi, milliyetinizi koruyun. Kimliğinizi kaybetmenin bedeli köleliktir.

-Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.

 

 

Seni asla yalnız bırakmayacağız Bosna ve emanetine canımız pahasına sahip çıkacağız Ey Bilge Kral. Nur içinde yatasın.

 

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 



Bu yazı 36359 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI