porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
BAŞKANLIK SİSTEMİ BU COĞRAFYANIN KADERİDİR
Tarih: 31-10-2016 10:50:00 Güncelleme: 03-12-2016 18:00:00


Başkanlık Sistemi ile ilgili tartışmaların tekrar gündeme oturması yerinde bir gelişme oldu. Ülke olarak içinden geçtiğimiz trajik/travmatik siyasi, sosyal, uluslar arası konjönktürde başkanlık sistemiyle ilgili mülahazalar maalesef sekteye uğradı. Özellikle başkanlık sistemi diye vurguluyorum zira başkanlık sistemini içermeyen yeni anayasanın tartışılmasının pek anlamı bulunmuyor. Başkanlık sistemini barındırmayan anayasanın yeni anayasa olup olmayacağı ve Türkiye’deki 90 yıllık vesayet tortularını, oligarşiyi ve statükoyu sonlandırıp sonlandırmayacağı şüpheli bir durum. Bu nedenle başkanlık sistemini ihtiva etmeyen anayasayı yeni anayasa olarak yorumlamak, sembolik bir tanımlama ve pozitif algı hamlesi olmaktan öteye geçmeyecek. Çünkü başkanlık sisteminin olmadığı anayasa ile Türkiye, parlamenter sistemin problemli şartlarına mahkûm kalacaktır. 

 

 

Bir yandan gelen şehit haberleri, bir yandan küresel baskılar, bir yandan da basiretsiz bazı siyasi aktörler nedeniyle başkanlık sistemi ve yeni anayasa hususunda etkili adımlar atılamadı. Konferans, stant, kitapçık, broşür, ziyaret çalışmaları yapılmadı. Ülkemizin en önemli gündem maddesi olması gereken Yeni Anayasa ve Başkanlık, gündemden düşürüldü ve sulandırıldı. Başkanlık Sisteminin Türkiye’nin önünde açacağı fırsatları gören Üst Akıl merkezli lobiler, başkanlık sisteminin Türkiye’de konuşulmasına dahi tahammül edemedi. Bu sistem üzerine konuşuldukça Türkiye’nin başına ummadık yerlerden çoraplar örülmeye başlandı. Türkiye, özellikle son dönemde terörize eylemlerle sosyo-politik ve ekonomik açıdan sıkıştırılmaya çalışıldı. Böylece Türkiye’nin iç ve dış siyasette eli/kolu/ayağı/kanatları bağlanmak istendi. Cumhurbaşkanımızın tanımlamasıyla üst akıl, Türkiye içindeki 5. kol faaliyetleri ile ülkemizin normalleşme/gelişme sürecini sonlandırmaya, Türkiye’nin istikbalini ve iradesini ipotek altına almaya çalıştı. Terör olayları bu nedenle yeniden alevlendi. Çözüm Süreci gibi yerli ve milli bir proje sekteye uğratıldı. MİT olayı, gezi olayları, 6-7 Ekim hadiseleri, 17-25 Aralık jüritokratik darbe teşebbüsü, Rusya uçağı hadisesi ve son olarak da 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi bu niyetle yaşatıldı. Sabotaj üzerine sabotaj yaşadık. Badire zinciriyle boğmaya çalıştılar ülkemizi. Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ülke olması ve bölgesel bir lider ülke konumuna yükselmesi engellenmek istendi. Oysa mesele ne ağaç meselesi, ne Erdoğan meselesi, ne de diktatörlük meselesi. Üst Akıl ve dalkavukları için, tek mesele Türkiye’nin zincirlerini kırarak çıkmış olduğu kafese tekrar sokulabilmesi. Pısırık, korkak, proje ve politika üretemeyen Türkiye koşulları tekrar oluşturulmaya çalışılıyor. Türkiye’nin, dünyanın baronik ülkelerine teslim olması arzulanıyor.  Türkiye’nin dünya mazlumları adına yükselttiği ses kısılmaya çalışılıyor. Ama Türkiye 2002 yılından itibaren Erdoğan liderliği, milletin feraseti/basireti, Allah’ın yardımı sayesinde oynanan tüm oyunların üstesinden geldi. Bundan sonraki oyunlara da prim vermeyecek.

 

 

Nihayet son günlerde cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın en başından beri üzerinde hassasiyetle durduğu başkanlık ve yeni anayasa konusu siyaset arenasının ilk gündem maddesi haline geldi. Devlet Bahçeli’nin bu konuda hakkını teslim etmek gerekiyor. Bahçeli, ufuk açan çıkışları/yaklaşımları ile Türkiye’nin önüne koyulmak istenen engellerin kalkmasında stratejik bir rol oynadı. Konuya ilişkin farklı siyasi aktörler de, yol açıcı fikir beyanlarında bulunuyorlar. Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi konusunun milletin önüne gelmesinde katkısı olan her siyasi aktör tarihi bir dönemecin geçilmesine katkı sağlıyor. Türkiye’de 2014 Ağustosunda millet kendi iradesini temsil edecek başkanı zaten seçti. O günden bu yana “Ben bilindik cumhurbaşkanlarından olmayacağım.” diyen cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin kendisine vermiş olduğu yetkiyle dik durdu ve siyasi iradesini, halkın kendisine verdiği yetkiyle orantılı bir biçimde kullandı. Şimdi başkanlık sistemi ve yeni anayasa konusunda retorik üretmenin ötesine geçilerek pratik adımlar atma aşamasına gelindi. Milletin vereceği karara saygı duymak her özde demokratın vazifesidir. Önemli olan başkanlık sistemi ile yeni/yerli anayasanın milletin önüne gelmesidir.

 

 

Millet, başkanlık sistemi ve yeni anayasa konusunda yeterli bilgiye sahip değil şeklindeki engelleyici tutum aslında gerçeği yansıtmıyor. Millet her şeyin farkında, Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa kabul edilirse kendi iradesini kime teslim edeceğini de iyi biliyor. Başkanlık Sistemine karşı çıkanlar, başkanlık sistemi geldiğinde kendi adaylarının başkan olacağını bilseler, bu sistemi hiç beklemeden getirirler ama niyetleri Türkiye’nin önünü açmak ve elini güçlendirmek değil. Kendi ideolojik/bürokratik saltanatlarını devam ettirebilmeyi hayal ediyorlar. Vesayetin ve eski Türkiye’nin özlemini çekiyorlar. Bu gayelerini de çeşitli beyanlarında açıkça ifade ediyorlar. Başkanlık sistemi kan dökülmeden gelmez beyanı, bu niyetin en çarpıcı örneklerinden oldu. Millete sorularak gelecek olan ve milletin kabul ettiği bir sistemden neden korkuluyor ki? Bu yaklaşım diktatörlüğün bir versiyonu değil mi? Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa konusunun tartışılmasına dahi tahammül edememek, otokratik/diktatöryal bir tavır değil mi?  Başkanlık Sistemini istemiyor olmak ne kadar demokratik bir haksa, istemek de o denli demokratik bir hak. Bu noktada siyaset mekanizmasının kapıları kilitlendiği zaman bu kapının kilidi olan sine-i millete dönmek en doğru yoldur. Milletin vereceği kararı, demokrasiye inanan herkesin benimsemesi gerekir. O zaman bu mevzuda milleti bilgilendirmek ve aydınlatmak, başkanlık sistemini destekleyen veya desteklemeyen fraksiyonların temel refleksi olmalı. Milletimiz, basireti ve irfanı yüksek bir millettir. Aldığı bilgiler doğrultusunda atacağı adımın ne olması gerektiğine her koşulda karar verebilir. Başkanlık ve yeni anayasa konusunda da hüküm milletindir.

 

 

Başkanlık Sistemi ile ilgili fobisi olan kişiler, bu sistemi karalamak için her türlü entrikayı ve kirli tezi ileri sürmekten kaçınmıyor. Başkanlık Sistemi sanki ilk defa Türkiye’de uygulanacak bir sistemmiş gibi bir algı oluşturuyorlar. Oysa ki başkanlık Sistemi dünyanın yaklaşık 80 ülkesinde uygulanan bir sistem. Dünyanın yaklaşık 20 ülkesinde de yarı başkanlık sistemi uygulanıyor. Yani başkanlık sistemi Türkiye’nin icat ettiği bir yönetim sistemi değil. Ayrıca başkanlık sistemi bir rejim değişimi değil, sistem değişimi. Millet bu gerçeklerin farkında. Milleti kandırmaya/aldatmaya dönük adımlar 2000’li yılların başından itibaren ters tepiyor ve milleti kandırmak isteyenler her zaman ters köşe oluyorlar. Öyle sanıyorum ki başkanlık sistemi konusunda da aynısı gerçekleşecek.  Başkanlık sistemini üniter yapıya karşı bir sistem gibi göstermek de akıldışı bir sav olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Almanya parlamenter sistemle yönetilmesine rağmen federal bir devlettir. Fransa yarı başkanlık sistemi ile yönetilmesine rağmen federal bir devlet değildir. Yani başkanlık sistemi kati surette bir ülkenin federalizme geçişini gerektirmez. Başkanlık Sistemi devletin üniter yapısının devam etmesine hiçbir engel teşkil etmez.

 

 

Başkanlık Sistemi parlamenter sisteme göre çok daha işlevsel bir siyasal sistemdir. 1980 darbesi sonrasında Türkiye’de kurulan siyaset mekanizması darbenin toplumsal etkilerini koruma düşüncesiyle oluşturulmuştur. Türkiye parlamenter sistem içinde defalarca darbe yaşamış, defalarca da darbe teşebbüsü atlatmıştır.  Bu statüko reflekslerine bakıldığı zaman, millet iradesinin hakimiyetini istemeyen bazı militer kliklerin, militer bir zihniyet oligarşisinin olduğunu görmek zor değil. Bu militer klikler, dış bağlantıları olan ve Türkiye’yi dünyanın patronaj ülkelerinin müstemlekesi olarak gören klikler. Millet ne zaman iradesini eline geçirse hemen balans ayarı yapıyorlar. Millete kurşun sıkmaktan dahi çekinmiyorlar. FETÖ bu kliğin son örneği. Parlamenter sistemin çok iyi bir sitem olduğunu iddia edenler Türkiye’de yaşanan darbeleri nereye koyacaklar?  Madem parlamenter sistem çok iyiydi, neden milletin talepleri önünde pranga oldu, milletin özgürlüklerine bir dönem neden kelepçe vurdu, milleti neden susturmaya çalıştı? Türkiye siyasal tarihine bakıldığında parlamenter sistemin milletin başında demoklesin kılıcı gibi durduğunu görebiliriz. 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasal mekanizmayı kilitleyen de parlamenter sistemin tam kendisidir. Malum 367 kararı sorunu, anayasaya eklenen cumhurbaşkanını halkın seçmesi maddesi ile aşılmıştır ama bu sefer de ortaya çift başlı bir yönetim çıkmıştır. Hem cumhurbaşkanı hem de başbakan millet tarafından seçilmektedir. Bu yaklaşım milletin kararı ile dalga geçen bir yaklaşımdır aslında. Millet cumhurbaşkanını seçtiğinde, “Başkomutanım, idarenin başı olarak seçtiğim cumhurbaşkanını görmek istiyorum.” deklarasyonunu yapmış olur ama millete “Bir de başbakanını seç, bakalım bu sefer ne olacak? “ demek parlamenter sistemin bir ayıbıdır. Milleti, milletle güreştirmektir bunun açıklaması. Cumhurbaşkanını milletin seçmesi, millet iradesini temsil etmenin en güçlü halidir. Başkanlık Sisteminde de millet başkanını seçecek ve iradesini seçmiş olduğu başkanına emanet edecektir. Millet ile idare arasındaki tüm bürokrasi, lüzumsuz prosedürler ortadan kalkacaktır. Yasama, yürütme ve yargı tam olarak birbirinden ayrılacaktır. Başkanın ve parlamentonun birbirine karşı azletme yetkisi olmayacaktır. Yani yürütme, yasamanın baskısı ile icraat kabiliyetini kaybetmeyecektir. Başkanın hesap verdiği makam millet olacaktır. Milletten büyük mahkeme ve maşeri vicdanın verdiği hükümden daha büyük bir hüküm olamaz. Başkanlık sistemi ile gereksiz bürokrasiye, yazışmalara da son verilecektir. Millet ile yürütme arasındaki birçok gereksiz barikat kalkacaktır. Bu nedenle başkanlık sisteminde milletin devlet olduğunu, millet iradesinin pekiştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

 

Başkanlık Sistemi ile ilgili tartışmaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi meselesi olarak lanse etmek kötü niyetli bir yaklaşımdır. Başkanlık Sistemi Erdoğan meselesi değil ülke meselesidir. Türkiye 93 yıllık tarihinde koalisyonlar nedeniyle çok enerji ve zaman kaybetti. Koalisyonların bu ülkeye verdiği zarar, Türkiye’nin tüm sorunlarının bu ülkeye verdiği zarara eş değerdir desek mübalağa etmiş olmayız. Başkanlık Sisteminin en önemli avantajlarından biri de koalisyon ihtimalini tamamen ortadan kaldırmasıdır. Başkanlık Sistemini destekleyen mütefekkirler, bir şahıs için değil; fonksiyonelliğine inandığı için bu sistemi savunuyor. Başkanlıkta, milletin seçtiği başkan, yürütmenin başı olacak ve yönetim ekibini kendisi oluşturacaktır. Bir belediye başkanının yardımcılarını atayarak yönetim kadrosunu kendisinin oluşturması gibi. Böylece milletin oylarıyla sandığa yansıttığı irade en güçlü biçimde temsil edilecektir. Koalisyonları 2015 yılında ortadan kaldıran İtalya da koalisyon virüsünün ne denli tehlikeli olduğunu fark etmiş ve siyasal mekanizmasından bu virüsle karşılaşma ihtimalini ortadan kaldırmıştır. İtalya’da koalisyonların ortadan kalkması İtalya’yı antidemokratik bir ülke yapmamıştır. Türkiye için sürekli sistem göndermeleri yapan AB ve Batı yetkilileri, İtalya için tek kelime etmemiştir. Burada niyet Türkiye’nin elinin zayıf kalmasını sağlamak, ülkemizi sorun sarmaşıkları ile baş başa bırakmaktır. Türkiye’nin başına sorun ağı ören her konu AB ve batılı yetkililer tarafından desteklenmektedir.

 

 

Başkanlık Sistemi Türkiye için bölgesel ve küresel anlamda yepyeni ufuklar açacaktır. Ülkemizin siyasal, ekonomik, sosyal, global, etkisel hinterlandı genişleyecektir. Bu gerçeğin farkında olan batılılar ve üst akıl güdümlü aktörler, başkanlık konusuna öncülük eden liderimiz Erdoğan’ı öldürmeye dahi teşebbüs ettiler. Bu hakikati görmezden gelmemeliyiz. FETÖ darbesiyle Erdoğan’ın ortadan kaldırılmak istenmesinin temel nedenlerinden biri de başkanlık sistemidir. Emin olabilirsiniz. Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi gelmesin diye birçok oyunla karşılaşacağız. Şer lobisi yine boş durmayacak. 1000 yılın Selahaddini Eyyubisini ileriki duraklarda yine durdurmak isteyecekler. Ama millet izin vermeyecek biiznillah. Millet liderini buldu ve ona ölümüne sahip çıkıyor. Türkiye için “3000 yılında AB’ye üye olur.”, diyen Cameron’un siyasette esamesi okunmuyor ama Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve milletimiz Türkiye’yi geliştirmeye, yerli/milli bir devlet yapısı oluşturma mücadelesine kararlılıkla devam ediyor. Başkanlık Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti devlet mekanizmasının yerli ve milli bir yapıya kavuşmasının son adımlarındandır. Bu nedenle Başkanlık Sistemi devletimiz ve coğrafyamız için bir kaderdir. Erdoğan 14 yıllık liderliği döneminde bu ülkenin faydasına olmayan hiçbir şey istemedi. Türkiye’nin yaşadığı özgürlükler, reformlar, ekonomik imkânlar, teknolojik/ilmi/mekanik dönüşümler bunun kanıtı. Eskiden başbakanı öksürse devalüasyon yaşayan Türkiye, artık darbe girişimlerinden dahi etkilenmiyor.  Bu durum da başkanlık sistemi ile ilgili değerlendirmeyi yaparken dikkate alınması gereken çok önemli bir ölçüt. Başkanlık sistemi bu ülkenin ve milletin ufkunu açacak, güçlü Türkiye’nin temellerini tahkim edecektir.

 

 

Türkiye’de; siyasi partileri, STK’ları, belediyeleri, ajansları… neredeyse tüm sosyal/siyasi teşekkülleri başkan yönetiyor. Hakeza dünyada da öyle.  Ülkemizi başkanın yönetmesinin ne sakıncası olabilir ki? Ülkemizdeki tüm sosyal ve siyasal örgütleri başkanın yönetmesi Başkanlık Sisteminin olumlu yönünü anlatan en önemli örneklerdendir. Eğer Başkanlık Sistemi kötü olsaydı ülkemizdeki ve dünyadaki tüm örgütlenmeler başkanlık felsefesiyle oluşmazdı. Yani ilginçtir ama ülkemizde bir okul ortamında öğretmen yokken sınıfı idare eden öğrenciye dahi başkan deniyor. Başkanlık Sistemi ülkemizde sınıf düzeyinde dahi uygulanıyor yani.  Başkanlık Sistemi hızlı karar mekanizması, istikrar, milli iradenin doğrudan temsili için gerekli bir sitemdir ve bu sistem Türkiye gündemini hukuki olarak kabul olana değin meşgul edecektir. Başkanlık Sisteminin Türkiye’de hukuki sistem olmasını önlemek için şer lobileri rahat durmayacaktır. Terörize eylemler, suikastler, sansasyonel girişimler, iftiralar, alçaklıklar… olacaktır ama bu milletin vicdanı ve basireti leke tutmuyor üzerinde. Bu nedenle milletin vicdanının başkanlık sistemi ve yeni anayasa konusunda da gereğini yapacağından şüphe duymamak lazım. İnanmayan 14 yıllık Türkiye siyasi geçmişine bakarak milletimizin aştığı badirelere bakabilir. Zaten bu noktada asıl sorun milletin kafasının karışık olması değil, siyasi aktörlerin kafasının oldukça karışık olması.  Vesselam…

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 

 



Bu yazı 18486 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI