porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
DİKTATÖR BATI!
Tarih: 04-04-2017 03:07:00 Güncelleme: 07-04-2017 23:19:00


Az çok tarih okuyan herkes bilir ki ne I. Dünya Savaşını ne de II. Dünya Savaşını İslam Dünyası çıkarmamıştır. 20. yüz yılda vuku bulan iki büyük dünya savaşı  emperyal güçlerin sömürgeci paradigması ve çıkar çatışması nedeniyle cereyan etmiştir. Buna rağmen iki dünya savaşının da faturasını en çok İslam Dünyası ödemiştir. Bu savaşlar neticesinde İslam Coğrafyası, kültürel, siyasi, ekonomik açıdan tarumar edilmiş; atomik bir yapıya büründürülmüş; İslam Devletlerinin elleri kolları bağlanmış; etrafı kuşatılmıştır. 18/19. yüz yıl boyunca mazlumları köleleştiren batı, dünya  üzerindeki hegemonyasını bu savaşlarla pekiştirmiştir. Savaşlar Sonrası konsept oluşturulurken müslümanlar görmezlikten gelinmiş, İslam ülkelerinin hakları kaale alınmamıştır. Dünya Savaşları ile İslam Birliği yok edilmiştir. Özellikle birinci dünya savaşı nihayetinde bu gerçekleşmiş, “emperyalizm canavarı” Böl/Parçala/Yut taktiği ile İslam Medeniyetinin yeşerdiği toprakları, zihinleri, vicdanları çoraklaştırmıştır.

 

I./II. Dünya Savaşı ardında milyonlarca ölü, yüz binlerce sakat, yetim, öksüz, mülteci bırakmış; dünyada hazan rüzgârları estirmiştir. Bugün el el ele, kol kola görüntü veren kimi devletler/milletler o dönemlerde amansız bir kavgaya tutuşmuş, birbirlerine, halklara olmadık eziyetlerde bulunmuşlardır. Barbarlık, vandallık, vahşet batı uygarlığının karakteristik vasflarıdır. Yalnız, bu vasıflar uzun yıllar soslanıp  gizlenmiştir.  I. Dünya Savaşı akabinde Cemiyeti Akvam kurulmuş,  bu birlik dünyayı savaş, kavga, çatışmadan izole etmeyi hedeflemiş fakat cemiyet, 1940’ların başında II. Dünya Savaşının başlamasına engel olamamıştır. II. Dünya Savaşı da dönemin süper/emperyal güçlerinin mandacı siyaseti sonucunda patlak vermiştir. Doymak bilmeyen vahşiler sömürü yarışına/savaşına soyunmuşlardır.  Ardında dram, trajedi ve ağıtlar bırakan II. Dünya Savaşı sonrasında 1945’te Cemiyeti Akvamın yeni yüzü mahiyetinde olan Birleşmiş Milletler örgütü teşekkül etmiştir. BM’nin temel hedefi de dünya üzerindeki savaşları, çatışmaları önlemek; demokrasiye, diplomasiye, barışa, adaletin, çok kültürlülüğün yaygınlaşmasına katkı sağlamak olarak deklare edilmiştir. Gelin görün ki, yazılı metinlerde bu dillendirilmiş ama perde arkasında başka oyunlar oynanmıştır. BM’nin kurulma felsefesi tam manasıyla Kast Sistemine uygun gerçekleşmiştir. BM tabiri caizse Küresel Diktatörlüğün ilanı olmuştur. BM Güvenlik Konseyinde veto yetkisine sahip 5 üye ülke bulunmaktadır. İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve ABD’den oluşan bu devletlerin veto ettiği kararları BM’nin uygulaması mümkün değildir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür.” diye feryat etmesi bu yüzdendir.   Demokrasi ve eşitliği daha kuruluş aşamasında çiğnemiş bir yapıdır BM. Dünyaya sözde demokrasi, eşitlik, hürriyet ihraç eden batılı devletler(ABD, Fransa, İngiltere), daha o günlerde yola art niyetle çıkmış, diktatörlüklerini teminat altına almışlardır. Diğer batı ülkeleri zaten bu ülkelerin uydusu konumundadır. Dünya üzerinde var olan yaklaşık 196 ülke, veto yetkisi olan bu ülkelerin ağzından çıkacak talimatlara esir edilmiştir. Köleliğin hukuki olarak evrenselleşmesidir bu.  Bu durumun dünya siyasetinde çok derin adaletsizliklere sebep olduğu bilinen bir hakikattir. Bu diktatörlük değil de nedir? Bugün dünyada demokrasinin, adaletin, hukukun yerinde yeller esiyorsa bunda BM düzeninin çok etkisi vardır.  BM kurulduğu günden bu yana geçen 72  yıla rağmen küresel dünyada adaleti sağlayan bir örgüt olmamış, “global diktatörya”nın hamisi olarak  çalışmıştır. 1990-95 yılları arasında Bosna’da yaşanan katliam BM’ye rağmen, BM’nin göz yumması ile Avrupa topraklarında gerçekleşmiştir. Koalisyon güçlerinin 2003’te Irak’ta BM’ye rağmen yaptığı işgal, tecavüz, alçaklık, barbarlık, yıkım, tahribatlardan da batı uygarlığı sorumludur. Bu konuda eski İngiltere başbakanı Blair, “DAEŞ”in ortaya çıkma nedenlerinden birinin de Irak Savaşı olduğunu beyan etmiş, Irak’ta yaşanan dramatik hadiseler nedeniyle özür dilemiştir. Görüldüğü üzere batı uygarlığının hangi dönemine bakılırsa bakılsın, ortada işgal, sömürü, zulüm, katliam bulunmaktadır.

           

1950’lerin sonlarında Avrupa kendi iç barışını sağlamak niyetiyle AET’yi kurmuş, bu yapı daha sonra evrilerek AB’ye dönüşmüştür. Oysa 30 yıl/100 yıl ve dünya savaşlarında batılılar adeta birbirlerini yemişlerdir. Bu nedenle Papa, 2017 yılı Mart ayında gerçekleşen AB’nin kuruluş yıl dönümü kutlamalarında AB liderlerine “Tarihinizi unutmayın.” mesajı vermiş, birlik olma telkininde bulunmuştur.  Ortadoksların, Katoliklerin, Protestanların birbirlerini linç ettiği günlerin geri gelebileceği uyarısını yapmıştır adeta Papa. Yıllar önce yaşananlar ve I./II. Dünya savaşlarında elde edilen müktesebat sonrasında batılılar kendi içlerinde demokrasiyi yaşayan ve yaşatan devletler olarak tebarüz etmiştir ama aynı batı İslam Coğrafyasına ve Müslümanlara kan kusturmayı gelenek haline getirmiştir. Gerek 1948’de kurulan ve Ortadoğu’da emperyalistlerin temsilcisi konumunda bulunan İsrail eliyle gerekse kendi müdahaleleriyle İslam ülkelerine zulmetmeye devam etmişlerdir. Hiçbir gerekçe olmadan, kurgusal planlar dahilinde Afganistan, Irak ve Suriye’ye müdahalelerde bulunmuşlar, İslam Coğrafyasının topraklarını işgal etmişlerdir.  Sahibi olmadıkları havzaya demokrasi maskesi altında kan, kavga, zulüm… körüklemişlerdir. Bu işgallerle İslam coğrafyasının kentleri, kültürü, medeniyet simgeleri enkaza çevrilmiştir. Afganistan, Irak, Suriye işgallerinde milyonlarca insan katledilmiş, milyonlarcası da göçe zorlanmıştır. Batılılar; El Kaide, DAEŞ, PKK, FETÖ gibi terör örgütleriyle İslam ülkelerini içeriden işgal etme stratejisini de daima icra edegelmişerdir. Terör Ordusunu demokrasi bahanesi ile kurmuşlar, bu ordu ile İslam ülkelerinde müzmin bir kargaşa/müdahale zemini oluşturmuşlardır. İçeriden işgal mümkün olmadığında da koalisyon ittifakları ile Müslümanların yaşam sürdüğü toprakları doğrudan kan gölüne çevirmişlerdir.  1990-95 yılları arasında Bosna’da ahlaksızca katliam yapan batılılar, bu katliamlarını 2000’li yılların başında Orta Doğu’ya taşımışlar, 2010’lu yıllardan itibaren Türkiye’ye de taşıma arzusu içinde olmuşlardır.

           

Batılı emperyal aktörler, bazen İslam ülkelerindeki kuklaları vasıtasıyla kaos/kan üzerinden bu ülkeleri esir almaya teşebbüs etmişlerdir. Cezayir, Fas, Tunus, Libya, Mısır gibi birçok ülke bu acı hadiseleri peyderpey yaşayan örneklerdir. 2013 yılında tüm dünyanın gözü önünde Mısır’da darbe yaşanmış, bu darbe canlı yayın ortamında izlenmiştir. Sözde demokrasi ülkesi olan batılılar, bu darbeye sessiz kalmışlar ve darbeyi adeta desteklemişlerdir. Seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi o gün bugündür darbeci Sisi yönetimi tarafından zindanda tutulmaktadır. Ve bu katil Sisi, ABD Başkanı Trump, tarafından "Sisi olağanüstü bir adam. Mısır'ı kontrol altına aldı." diye övülmüştür. İşte klasik bir emperyalistin mazlum coğrafyasına bakışı budur. Kölemizsen iyisin, değilsen kötüsün mesajıdır bu.Yaşam hakkını, özgürlükleri, demokrasiyi  savunduğunu iddia eden batılılar, bu vahşete/barbarlığa/öldürülen mazlumlara karşı üç maymun rolüne bürünmektedirler. Erdoğan liderliğindeki Türk Milleti bu köleliği kabul etmediği için operasyon üzerine operasyon yemektedir. Batılılar sadece Mısır’da yaşanan darbeye sessiz kalmamış, FETÖ ihanet şebekesinin Türkiye’de gerçekleştirmeye çalıştığı işgal girişimini de desteklemişlerdir. Hatta ve hatta FETÖ’ye darbe talimatını batılı küresel çetenin verdiği anlaşılmaktadır. Batılı liderler, darbe gecesi ve darbeyi takip eden günlerde Türkiye demokrasisinin ve Türk milletinin yanında yer almamışlardır. Türk Milletinin seçtiği lidere karşı yalanlarla, tezviratla iftiralarda bulunmuşlardır. 100 yıl önce Abdülhamid Hana karşı kurdukları hileleri liderimiz Erdoğan’a karşı da kurmuşlardır. Asıl diktatörlük, alçaklık budur.  Gezi Vandallığından bu yana Türkiye’de demokrasinin rafa kalkmasını arzulayan batılılar, medyacıları, siyasetçileri, ajanları, beşinci kol dalkavukları, teröristleri ile milletimizin istiklaline/istikbaline tecavüz etmeye kalkışmışlardır. FETÖ ihanet şebekesinin lideri olan terörist Gülen hâlâ ABD tarafından korunmakta ve kollanmaktadır. FETÖ’nün A Takımı, batılı ülkeler tarafından saldırmaya hazır köpekler gibi beslenmektedir.  Düne kadar Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye çalışan batılıların gerçek yüzü artık ortaya çıkmıştır.  Batılılar “BİZ DİKTATÖRÜZ, BİZ SAHTEKARIZ, BİZ TİYATROCUYUZ” diye haykırmakta, onların diktatörlüklerine sessiz kalmamızı beklemektedirler.

             

16 Nisan referandumunda batılılar sanki referandum kendi ülkelerinde yapılıyormuş gibi taraf tutmuşlardır. “Hayır” cephesi için adeta sandıklara “hayır” pusulası taşımaya çalışan batılılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş temsilcilerini AB topraklarında konuşturmamış, EVET için vatandaşlarını bilgilendirmek isteyen siyasilerin ağızlarını kelepçelemişler, atları/itleri ile onlara saldırmışlardır. İsviçre’de Türkiye’nin seçilmiş lideri Erdoğan’a karşı suikast göndermeleri yapılmıştır. Almanya, Danimarka, Avusturya, Belçika, Hollanda gibi ülkeler FETÖ/PKK üyelerine, teröristlere kol kanat germiş, Fransa Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütün üyelerini devlet sarayında ağırlamıştır. Bunun yanında AB ülkeleri, Suriye/Dünya mültecilerine ve Müslümanlara karşı pespaye tutumlar sergilemiştir. Mültecileri kendi ülkelerine kabul etmemekle birlikte, kabul ettikleri mültecilere Hıristiyan olmalarını telkin etmişler, onların bedenlerine Nazi döneminde olduğu gibi yaftalar takmaya yeltenmişler, sığınmacıların ziynetlerine el koymuşlar, AB topraklarına giren mültecilere kurşun sıkmaktan, onları denize atmaktan bahsetmişlerdir. Bu tablodan, ötanazi ve ari ırk projelerinin de AB topraklarında  devam ettiğini anlıyoruz. Bu mu insanlık, bu mu demokrasi, bu mu eşitlik, bu mu hukuk? AB ülkelerinde her gün islamofobik dürtülerle Müslümanların değerlerine saldırılmakta, camilere mütecaviz hareketlerde bulunulmaktadır. Tüm bu adi hadiselerin cereyan ettiği AB/Batı, demokrat ama özgürlüğüne sahip çıkan Türkiye diktatörlük öyle mi? Asla. Türkiye 3.5 milyon mülteciye sahip çıkan bir ülke olarak dünyanın vicdanıdır. Gayri Safi Milli Hasılasına göre dünyanın en çok yardım yapan ülkesi konumundaki Türkiye; mazlumların, adalet arayan insanların ve demokrasinin tek umududur.  Demokrasinin en güçlü şekilde yaşandığı ülke de Türkiye’dir. Batılıların mavallarına karnı toktur Türk Milletinin. 16 Nisan’da da Türkiye kendi iradesiyle ülkesinin geleceğine sahip çıkacak ve tarihe bir mühür vuracaktır. O gün, “Haçlı Zihniyeti” İstanbul’un fethedilmesi ile yaşadığı şoku bir kez daha yaşayacaktır. Anadolu; Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Boşnak’ı, Aranavut’u, Arap’ı, Roman’ı, sünnisi, alevisi, sağcısı, solcusu… ile bir bütündür ve bağımsızlık mücadelesinde batılı diktatörlerin vampirane tutumuna prim vermeyecek kadar onurludur.

 

Batılılar şunu çok iyi bilmelidir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile Türkiye, demokrasi yolculuğundan asla geri adım atmayacak, demokrasisini güçlendirecektir. 1980 darbesi ile Türkiye’de emperyalislerin ve maşalarının kurduğu düzenin sonu gelmiştir. Demokrasi millet iradesinin hâkimiyetidir. 16 Nisan referandumu da millet iradesi kuvvetlensin diye yapılan bir reformdur. Bu değişimi onaylayacak olan Türk milletidir. Anadolu insanının iradesine kimsenin ipotek koyma hakkı yoktur.  Bugün Avrupa’da/Batıda birçok ülke meşruti  monarşi/krallık ile yönetilmektedir.  Danimarka, Liechtenstein, Lüksemburg, Belçika, Norveç, Hollanda, Büyük Britanya (İngiltere), İspanya, İsveç  bunlardan bazılarıdır.Vatikan ise  mutlak monarşi ile yönetilmektedir. Eğer AB ve batı eleştirecekse öncelikle kendi yönetim sistemlerini, insanlık dışı tavırlarını eleştirmelidir. Kendi topraklarında meşruti monarşiyi benimseyen ülkeler olmasına rağmen Türkiye’nin demokratik yönetim sistemini, demokratik dönüşüm sürecini eleştirme hakları olamaz. Anlaşılan şu ki AB ve Batı, Türkiye demokrasisinin güçlenmesini istememektedir. Zira 16 Nisan akabinde tüm dünyaya demokrasiyi, adaleti, özgürlüğü, eşitliği transfer eden ülke Türkiye olacaktır. AB/Batı bunu istemediği için kirli tuzaklarla Türkiye’nin önünü kesmeye çalışmaktadır. Başarılı olma ihtimalleri ise sıfırdır. Ok yaydan çıkmış, kel görünmüş, maskeli balo sona ermiştir. AB’nin ve batılıların diktatörlüğü ayan beyan ortadadır. Demokrasi kostümü altında diktatörlük icraa eden batılıların aynanın karşısına geçmeleri ve diktatör numunelerini aynada gözlemlemeleri gerekmektedir. Faşizmin, fanatizmin, nazizmin yaygınlaştığı AB ve batı diktatöryanın taa kendisidir. Bu diktatöryal vasıf öncelikle batılıların kendilerini tehdit etmektedir. Batılı siyasiler uzak/yakın tarihlerine baktıklarında bu hakikati çok net göreceklerdir. Batıda yaşam süren ehli vicdan insanların kendi devletlerinin siyasetçilerini yola getirmesi gerekmektedir. Aksi halde batılı halklar despotizm, monarşizm tasallutu altında ezilme/erime tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Ortaçağda kilisenin, ilerleyen zamanlarda kralların baskısı altında yaşamak zorunda kalan, bedel ödeyen batılılar, bugün de örtük kast sisteminde yaşamanın bedelini ödemek zorunda kalabilirler. EVET dünya üzerindeki en güçlü diktatörlük örnekleri batılı ülkelerdedir ve bu diktatörlüklerin demokratikleşmesi, gerekli özgürlük reformlarını yapması icap etmektedir. Diktatörlük numunesi olan ülkelerin bize söyleyecek sözleri olamaz. Ancak bizden insanlık, vicdan, ahlak, kardeşlik, adalet, iyilik, hürriyet, saygı, erdem, hukuk transfer edebilirler. Biz buna her zaman açık olduk, bundan sonra da dünyayı daha yaşanılır bir gezegen kılma adına açık olacağız.

 

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 

 



Bu yazı 29161 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI