porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
EĞİTİM SİSTEMİMİZ CAN ÇEKİŞİYOR 4 (MAARİF MÜFETTİŞLERİ 2)
Tarih: 10-10-2016 23:11:00 Güncelleme: 03-12-2016 18:05:00


Enfes Sakarya Türküsü şiirinde,

 

“Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!” 

 

derken usta şair Kısakürek, var olan yerleşik düzene, layüsel zihniyet ve aktörlere karşı derin bir eleştiri yapar aslında. Zira şiirinin son beytinde,

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

 

şeklinde seslenerek angarya muamelesi gören muhatabını statükoya, aristokratizme karşı direnişe davet eder. Sakarya için bir ufuk belirler. “Direnmeden, sorgulamadan, mücadele etmeden hedefe varılmaz; kalk ayağa, ara hakkını; hakkın temsilcisi, tebliğcisi ol.”  der.  Biz de bu yazımızda eğitim sistemimizin aristokratizmine karşı milletimizin istikbalini düşünerek özeleştiri yapacak ve eğitim sistemini yapılandıran aktörleri düşünmeye davet edeceğiz.

 

Sizlerin de taktir edeceği üzere, Eğitim Sisteminin en önemli parçalarından biri şüphesiz ki maarif müfettişleri. Maarif müfettişleri Türkiye’de, eğitim müessesinin mutfağı olan okullardan MEB Politikalarına kadar sistemin içindeler, sistemde belirleyici/etkileyici konumundalar. Bu etkisel/yetkisel kapasite ister istemez sorumluluğu/sorgulamayı da beraberinde getiriyor çünkü MEB Politikaları bu milletin istikbalini şekillendiriyor. Maarif müfettişleri de hazırladıkları raporlar ve yönlendirici stratejiler ile MEB politikalarına/kararlarına rota tayin ediyor. Kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı olarak hazırladıkları raporlar/dosyalarla MEB politikalarını etkiliyor maarif müfettişleri. Bakanlık, herhangi bir konuda araştırma/soruşturma yapılması hususunda çoğunlukla maarif müfettişlerini ve komisyonları görevlendiriyor. Maarif müfettişlerinin ortaya koyduğu tespitler ve teşhisler MEB’in reflekslerini öyle ya da böyle belirliyor. Maarif müfettişleri, analizleri ile yerli ve milli eğitime destek mi oluyor yoksa köstek mi? Maarif müfettişlerinin kişilere/kurumlara yönelik yürüttükleri rehberlik ve denetimin çerçevesi, ilgili mevzuatta çok açık ve net bir biçimde ortaya koyulmuş durumda. Muallâkta kalan hiçbir şey yok ama maalesef maarif müfettişleri kimi zaman MEB politikalarını/kararlarını yanlış etkileyecek tavırlar sergileyip şaibeli/tehlikeli işlemlere imza atabiliyorlar.  Bu durum da, eğitim sistemi içinde handikaplar, tıkanmalar yaşanmasına neden olabiliyor. Kendilerini bağlayan mevzuat hükümlerine muhalefet eden maarif müfettişleri, eğitim sisteminin temelini oyup sisteminin eritim sistemine dönüşmesinde rol alabiliyorlar.

 

Yazı dizimin bir önceki bölümünde maarif müfettişleri için bağlayıcı olan mevzuat ilkelerini açıklamıştım. Bu ilkelere göre maarif müfettişlerinin; tarafsızlık, nesnellik, eşitlik, dürüstlük, gizlilik, menfaatsizlik, nezaket, saygı, yetkinlik ve özenlilik ilkelerinden asla taviz vermemesi gerekiyor. Söz konusu ilkeler oldukça geniş ve anlaşılır bir şekilde açıklanmış yönetmelik maddelerinde. Dileyen konuya ilişkin bir önceki yazıma ya da söz konusu legal metinlere bakarak ilgili mevzuat hakkında bilgi edinebilir. Türkiye’de genel mahiyette hukuki metinlerde zaten sıkıntı bulunmamakta. Ülkemizin asıl problemi hukuki metinleri uygulayanların zihniyet problemi. Kişiler/klikler, yasal metinleri fevri arzuları ve ideolojileri doğrultusunda sündürebiliyor. Örneğin 14 yıl öncesine kadar Anayasada var olan “Laiklik İlkesi” milletin bir bölümüne kan kustururken bugün “Laiklik İlkesi” özgürlüklerin önünü açabiliyor. 14 yıl öncesiyle günümüz arasında değişen sadece icraatı yerine getiren aktörler, karar verici kadrolar… Yasal metinleri uygulayan aktörler değişince bu metinlere dayanarak verilen kararlar da değişiyor. Dün laiklik sultası altında milletin evlatları, dini inançlarının gereği olan birçok fiili kamu kurumlarında yerine getiremiyordu ama bugün aynı yasal metinlere rağmen toplumun mütedeyyin kesimi geçmişte yaşadığı sıkıntıları yaşamıyor. Dün 1982 darbe anayasasına/mevzuatına göre yönetildiğimiz gibi bugün de aynı anayasa ve hukuki metinlerle yönetiliyoruz. 1982 anayasasında on yıllardır bazı değişiklikler yapılmış olsa da özü itibariyle militer bir anayasadır 1982 anayasası ve bu anayasa değişmesin diye terör örgütlerine dahi destek veren lobiler bulunuyor. İdeolojik Saltanatlarını yitirmemek için yapıyorlar bunu.  Birkaç yıl öncesine kadar yasaklı olan birçok eylem, anayasal değişim olmamasına rağmen günümüz itibariyle özgürlükler alanı içinde. Bu nedenle geçmişteki kimi icraat aktörlerinin hayat felsefelerinin, yasal metinleri olumsuz anlamda tahakküm altına aldığını söyleyebiliriz. Türkiye’de, hiçbir yasal dayanağı olmadığı halde yasaklar üretmek ve uygulamak, kimi icraa makamlarının utanç politikaları. On yıl öncesine kadar başörtülü kamu çalışanları ile ilgili olumsuz rapor düzenleyen müfettişler, bugün itibariyle bu yönde kalem oynatmaya dahi cesaret edemiyorlar. İcraa kadroları değişince bir ülkedeki yasal metinlerin mahiyeti ve yorumlanışı da değişiyor demek ki… Bazen de icraa makamlarına rağmen bürokratik oligarşi maharetiyle bu tür vicdansızlıklar yapılabiliyor.  Garip ve gayri hukuki bir durum ama toplumsal bir realite maalesef. FETÖ’cü savcı, hâkim, müfettiş ve bürokratlar; bu noktada oldukça maharetli. İddia ve şikayetle ilgili dosyaya göre karar vermiyorlar, kendilerine verilen kripto talimata göre dosya oluşturuyorlar. FETÖ’cü hâkim, savcı ve müfettişler yargısız infaz yaparak kişiye/ideolojiye/menfaate göre dosya düzenliyorlar. Yani kumpas çözmesi ve hakkı teslim etmesi gerekenler kumpas kuruyorlar.  Kararı önceden verip ona göre dosya içeriği dolduruyorlar. Salt gerçekliklerle dosya meydana getirip incelemiyorlar. Soruşturma ve davalar da bu nedenle maşeri vicdanı yansıtmıyor. Oysa ki bir ülkede hukuk düzeninin maşeri vicdanı temsil etmesi gerekir. Kamuoyu vicdanıyla çelişen bir hukuki sonuç, bir milletin fertlerine zulümdür. Basına yansıyan birçok kumpas dosyası bu tezin kanıtı olarak gösterilebilir.

 

Maarif Müfettişleri eğitim sistemi içinde rehberlik yapmakla kalmıyor aynı zamanda kişiler/personeller hakkında hâkimler gibi bazı kararlar da veriyorlar. Vermiş oldukları kararları mevzuatta ifade edilen ilkelere bağlı kalarak vermesi gereken maarif müfettişleri, üzülerek ifade etmeliyim ki bu duyarlılığı göstermiyor. Yürüttükleri incelemelerde/soruşturmalarda hayat felsefelerini, ideolojilerini, ahbaplıklarını göz önünde tutarak ahlak dışı ve mesleklerinin etik ilkelerine uymayan hükümler verebiliyorlar. Tabi ki her maarif müfettişi bu alçakça tutumu sergiliyormuş gibi genelleme yapmak doru değil ama bu alçaklığı yapan maarif müfettişleri de yok değil. FETÖ’cü maarif müfettişleri bunlardan bir grup. FETÖ ahlâkıyla hareket eden müfettişler de onların vagonları… FETÖ herkesin bildiği üzere eğitim sistemiyle büyümüş bir örgüt. Birkaç yıl öncesine kadar her cadde ve sokakta dershaneleri olan, birkaç ay öncesine kadar her ilçede okulları bulunan, eğitim kurumları sayesinde örgütüne üye/fon kazandıran, bu potansiyel ile Türkiye’ye 2016 yılında darbe yaşatan, başımıza bomba yağdıran, 248 vatandaşımızı şehit eden, ülkemizi dünyaya rezil eden bir örgütten bahsediyoruz. FETÖ eğitim kurumlarını terör kampı olarak kullanan adi bir örgüt olarak karşımıza çıkıyor. 

 

Eğitim sektörü üzerinden büyüyen bu FETÖ kurumlarını maarif müfettişleri nasıl denetlemiştir? Şimdilerde izbeleri, gizli odaları, metafizik sembolleri ortaya çıkan bu kurumları, maarif müfettişleri hangi ilke/ülkü ile incelemişlerdir? Eğitim Sistemiyle ilgili cüzi miktarda bilgisi olan herkes bilir ki müfettiş denetiminden geçmeden özel kurumların açılabilmesi mümkün değildir ve her kurumun en az üç yılda bir müfettiş denetiminden geçmesi temel ilkedir. Maarif müfettişleri FETÖ kurumlarında denetleme mi yapmıştır yoksa dinlenme kahvesi mi içmiştir? Devlet kurumlarında kapı vidasına ve lavabo fayanslarına kadar inceleyen maarif müfettişleri, FETÖ okullarında neyi, ne kadar ve hangi etik ilke ile denetlemiştir? Eğer FETÖ okulları ile ilgili denetim raporları devletin ilgili birimlerini aydınlatsa idi, FETÖ eğitim sahasında bu denli rahat at oynatabilir miydi? Maarif Müfettişleri, FETÖ okullarında/terör kamplarında yürürlükte olan müfredatın hiçbir çarpık yönünü tespit edememişler midir? Şimdilerde yasaklı hâle gelen bazı eğitim kitaplarındaki ve kaynaklarındaki propaganda unsurlarını maarif müfettişleri sezememiş midir yoksa es mi geçmişlerdir?  3 yıl boyunca, teorik ve pratik rehberlik/denetim eğitimi alan maarif müfettişleri, bu süreçte neyi öğrenmiş ve müfettiş unvanı aldıktan sonra neyi uygulamışlardır? Bu konuda sorulması ve cevaplanması gereken çok şey bulunmaktadır. Maarif müfettişlerinin FETÖ okulları hakkında düzenledikleri raporlar kesinlikle tetkik edilmeli ve bu noktada devlet mekanizmasını yanıltan raporların failleri ile ilgili gerekli tahkikat yürütülmelidir. Özel okullar bazında şeceresi pek sağlam olmayan maarif müfettişlerinin devlet okulları hususundaki şeceresi de pek iç açıcı değildir.

 

Devlet okulları açısından örnek verecek olursam, Maarif Müfettişlerine göre;

 

1) Bir kurumda sözleşmesiz/hukuksuz kantin işletmek suç değil ama bunu ortaya çıkarmak suçtur,

2) Bir kurumu yaklaşık 33.000 TL civarında şaibeli borçlu bırakmak suç değil ama bunu ispat etmek suçtur,

3) 2100 öğrencisi bulunan bir ilköğretim kurumunda, öğrencilere kitap seti satışı yapmak suç değil ama bunu ortaya çıkarmak suçtur,

4) 500 civarı birinci sınıf öğrencisine kayıt dosyası adı altında 20 TL üzerinden dosya satışı yapmak suç değil ama bunun yanlış olduğunu söylemek suçtur,

5) Bir kurumu rant sahasına çevirmek suç değil ama buna izin vermemek suçtur,

6) Kurum hizmetlilerinin 2.5 ay maaşlarını ödememek suç değil ama bu borçları ödemek suçtur,

7) Kurum hizmetlilerinden bazılarını bir müddet sigortasız çalıştırmak suç değil ama buna isyan etmek suçtur,

8) Bir kurum kantininin demirbaş değeri 23.000 TL iken bu değeri 45.000 TL göstermek suç değil ama bunu tespit etmek suçtur,

9) Öğrenci velilerinden bir takım sözler vererek ücret toplamak ve bu sözleri yerine getirmemek suç değil ama bunu gayri ahlaki görmek suçtur,

10) Okul Aile Birliği yetkisiyle tahsil edilmek üzere kesilen 4.500 TL çekin karşılığı olan paranın nereye gittiğinin bilinmemesi suç değil ama bu çekin karşılığı olan ücretin ne olduğunu sorgulamak suçtur,

11) Bir eğitim kurumunda Tefbis işlemlerinin hiçbirini yapmamak suç değil ama bunu kanıtlamak suçtur,

12) Kamu yararı adına öğrenciler üzerinden elde edilen ranta karşı çıkmak suç ama öğrenci üzerinden rant elde etmek suç değildir,

13) Bir kamu çalışanını baskı altına almak, istifaya zorlamak suç değil ama bu kamu çalışanının derdini ilgili makamlara anlatması suçtur,

14) Bir kamu çalışanına iftira atarak onun itibarıyla/hayatıyla oynamak suç değil ama bu kamu çalışanının hakkını araması suçtur,

15) Bir kamu çalışanını ölümle tehdit etmek suç değil ama bu kamu çalışanının yaşadığı sıkıntıları üst birimlere iletmesi suçtur,

16) Bir kamu çalışanının görevini yapmasını bir takım bürokratik oyunlarla engellemek suç değil ama bu çalışanın söz konusu zulme direnmesi suçtur,

17) Bir müfettişin mobbing uygulaması, ifade verenleri baskı altına alması suç değil ama bir kamu çalışanının buna isyan etmesi suçtur,

18) Bir kamu çalışanının devlet ve milletin menfaati için elindeki yetkiyi kamu yararı adına kullanması suçtur ama başka bir kamu çalışanının görevini kötüye kullanması suç değildir,

19) Bir kamu personeli hakkında FETÖ’den açığa alınan bir müfettişin hukuksuz işlem yapması suç değil ama personelin buna karşı koyması suçtur,

20) Bir kurumu 33.000 TL şaibeli borçlu bırakmak suç değildir ama bu kuruma 120 bin TL yatırım yapmak suçtur,

21) Bir kurumdaki yukarıda sayılan olumsuzlukları 11 ay içinde tüm baskı, kumpas, şantajlara rağmen çözmek suçtur ama bu kurumda yukarıda ifade edilen sorunları oluşturmak suç değildir,

22) Bu bilgilerin hiçbiri soyut ve uydurma bilgiler değil. Her biri somut sorunlar. Afakî hiçbir şey bulunmuyor. İfade edilen işlemlerin birçoğu müfettiş raporuyla, tutanaklarla sübut buluyor ama gerçek suçlulara hiçbir şey olmazken hakkın savunucusu olan personele zulmediliyor. 11 ay içinde yukarıda belirtilen sorunları tamamen çözen personel sadece hakkı dillendirdiği için görevinden alınıyor ama bu sorunları oluşturan personel görevine devam ediyor. Hangi hukuk, hangi adalet, hangi vicdan bu gayri hukuki sürece onay verebilir ki?

 

 

Şimdi maarif müfettişleri için bağlayıcı olan mevzuattaki tarafsızlık, nesnellik, eşitlik, dürüstlük, gizlilik, menfaatsizlik, nezaket, saygı, yetkinlik ve özenlilik ilkelerini tekrar anımsayalım. İfade edilen örnek olayda hiçbir ahlakilik, hukukilik, eşitlik, nesnellik, etiklik görebiliyor musunuz? Maarif müfettişleri her nereden bakarsak bakalım eğitim siteminde bir kambur olarak duruyor. FETÖ’cüleri kamudan ihraç etme sürecinde İstanbul’daki 267 maarif müfettişinden 4’ü ihraç edildi. 267 maarif müfettişinin içine 4 FETÖ’cü mü yerleşmiştir yoksa FETÖ’cü müfettişler, kripto FETÖ’cüler tarafından korunmuş mudur? FETÖ’nün MEB imamı ve Maarif Müfettişleri imamı kimdir? 15 Temmuz yaşanmadan önce sosyal medya mecrasında Eğitim Sistemimizdeki FETÖ sorunsalına çok vurgu yaptık ama dinleyen olmadı. Ümit ederim ki şimdi feryadımızı duyan olur. Maarif müfettişleri problemi çözülmeden milli ve yerli bir eğitim sistemi inşa etmek mümkün değildir. Maarif Müfettişliğini kapsayan yasal bir düzenleme ile rehberlik ve denetim süreçlerinin zihniyet dönüşümü sağlanmalıdır.  MEB yerli ve milli bir eğitim sistemi inşa etmek istiyorsa maarif müfettişlerini revize etmeyi göz ardı etmemelidir. Yukarıda ifade ettiğim somut gerçekler de göstermektedir ki maarif müfettişleri kendilerini bağlayan mevzuatı, menfaatleri/ideolojileri ekseninde manipüle etmektedirler. Bağlı oldukları ideoloji veya örgütsel aidiyet nedeniyle hukuktaki maddi gerçeklik ilkesini çarpıtmaktadırlar. Bu durum, hukuksuz ve ahlâksız bazı işlemlerin ortaya çıkmasına neden olmakta, kamuoyunun vicdanını yaralamaktadır. FETÖ’cü olduğu devlet tarafından tespit edilmiş, FETÖ bağı nedeniyle açığa alınmış veya ihraç edilmiş tüm maarif müfettişlerinin eğitim kurumlarında meydana getirdiği tahribat telafi edilmeli, mağdur ettikleri kişilere hakları iade edilmelidir. FETÖ’cüleri aklama/masum gibi gösterme gayretinden çok FETÖ’nün mağdur ettiği kamu çalışanlarının yaralarını sarma gayreti gösterilmelidir.

 

Can alıcı bir soru sorarak bitirmek istiyorum bu makaleyi. Eğitim Sisteminde maarif müfettişlerine güvenemeyeceksek kime güveneceğiz?

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 



Bu yazı 19725 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI