porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
EĞİTİM SİSTEMİMİZ KAN AĞLIYOR 2
Tarih: 27-09-2016 00:19:00 Güncelleme: 03-12-2016 18:06:00


Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! 

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: 

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, 

Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden, 

 

diyor ya Sultanı Şuara maslahlı şairimiz Necip Fazıl Kısakürek, eğitim sistemimizin ahvalini anlatan çok anlamlı bir dörtlük bu. Neresinden tutarsak tutalım eğitim sistemimiz elimizde kalıyor. Okulların bina tasarımından üniversitelerin meslek erbabı yetiştirme programına, öğrencilerin örgün eğitime başlama yaşından ücretli öğretmenlik uygulamasına, vatanperver insan yetiştirme ülküsünden nesillerimizi mankurtlaşma tehlikesinden koruyamamaya kadar problemli bir yapı eğitim müessesemiz. “Gözü Kara, Yüreği Ak” birilerinin bu gidişata “DUR” demesinin zamanı geldi de geçiyor.  

 

Eğitim Sistemimizin kronik sıkıntılarıyla ilgili bir yazı dizisi yazacağımı ifade etmiştim. Eğitim Sistemimiz Kan Ağlıyor 1 başlıklı yazıma yönelik çok olumlu dönütler aldım ve bu mevzuları dillendirdiğim için teşekkür edenler oldu. Teşekkür almak için değil de eğitimde bir atılım ve derinlemesine bir inşa süreci başlasın diye bu fikirleri kaleme aldığımı belirtmeliyim. Davası olanın derdi olur; bizim tüm dünyaya nizam verecek, özünden gıdalanan, tarihiyle/değerleriyle barışık bir gençlik/kuşak yetiştirme davamız var. Barışın, sevginin, adaletin, insanlığın dünyaya hale hale yayıldığı bir ülke, ancak milli/yerli bir eğitim ülküsüyle meydana getirilebilir.  Davanın derdi konuşturur insanı. Davanız varsa derdiniz, derdiniz varsa söyleyecekleriniz olur. Susamazsınız. Sustuğunuz zaman bildikleriniz içinizde feryat eder ve dayanamazsınız. Sustuklarınızdan da sorumlu olduğunuzu düşünerek yazarsınız. Yazı serisindeki gayem yıkmak değil yapmaktır, etkisizleştirmek değil eleştirmektir. Yazı dizimin bu bölümünde bir okul örneği üzerinden eğitim sistemimizin marazlarını kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum. Zira eğitimin mutfağı olan okulların sorunları aşıldığı takdirde yüksek oranda eğitim sisteminin sorunları da bertaraf olacaktır. Bu bağlamda bir örneklem üzerinden okul döngüsünü anlatmakta yarar görüyorum. Okul sitemini betimlediğiniz zaman eğitim sistemin röntgeni pozitif/negatif yönleriyle ortaya çıkacaktır. Keşke bu hususta tecrübelerimi MEB yetkilileriyle yüz yüze görüşme imkânı bulabilseydim ama nasip olmadı. Biz de klavyenin başına oturarak tarihe not düşme adına tecrübelerimizi yazmaya, sine-i millete açmaya karar verdik.

 

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, 
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! 
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım. 
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! 

 

şeklinde inliyor ya Milli Şairimiz Mehmet Akif. Bu inisiyatifi alabilen nesiller yetiştirmek durumundayız. Önünüze sürülen her planı ve pratiği şakşaklayarak bir sistemin sorunlarını izole edemiyorsunuz. Kurumsal problemleri görmezlikten gelerek bir sistemi mükemmele taşıyamıyorsunuz. Sustuğunuz her sorun karşınıza daha büyük bir sorun olarak geliyor, gelmeye de devam edecek. Bu gerçekten yola çıkarak MEB’in artık sorun/SWOT analizlerini sağlıklı yapan kadrolar/kurullar kurmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu adım atılmadığı sürece MEB kendi kendini eriten devasa bir gök cismi misali yaşamaya devam edecek ama gün gelecek kaçınılmaz son olan entropi ile karşılaşacak. Bu entropi milletimizi, vatanımızı, istikbalimizi tehdit eden bir entropi de olacak. Bir ülkenin tüm sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi, şahsi mekanizması eğitim sisteminden beslenir. Eğitim Sistemi ne denli sağlam ise bu mekanizmaların her biri de o denli sağlam olur. Tehditlerini, iyileştirmeye açık alanlarını, fırsatlarını ve güçlü yönlerini bilmeyen bir kurum, önünü göremez; geçmişten geleceğe adım adım ilerleyen bir gelişim serüveni oluşturamaz. Bu bağlamda eğitimin mutfağı konumunda olan okulların işleyişini, yapılarını, dönütlerini, dizaynını, felsefesini çok ama çok iyi okumak zorundadır eğitim politikacıları/stratejistleri.

 

Şimdi bir okul düşünün. Bu okula bir vatansever, idealist, vefakâr ve cefakâr bir eğitimci müdür olarak atanmış. 28 Şubatın tüm sancılarını derinlemesine yaşamış. Kendi vatanında parya muamelesi görmüş bir fert. 2013 Aralık ayında atandığı kurumun görüntüsü içler acısı. Kendisi göreve başlamadan önce har vurup harman savrulmuş kurumda ve hazan rüzgârları esmiş adeta. Üç seçenek var önünde, ya “Böyle gelmiş böyle gider.” diyerek çalışacak  ya “Aman ben mi uğraşayım.” diyerek istifasını basıp yeni sulara yelken açacak ya da “Ben buraya sorun çözmek için kader eliyle yönlendirildim, üstüme düşen vazifeyi yapmalıyım, kaçmak kendimi/inancımı/ilkelerimi inkâr etmek olacaktır.” diyerek çalışmaya başlayıp atandığı kurumun sorunlarını bir bir çözecek. Üçüncü tercihi yapıyor bu okul müdürü. “Bu günler için yetiştim.” diyor. Çekeceği çilenin farkında ama korkmuyor, yılmıyor ve doğru bildiği yolda yürüyor kararlı bir şekilde. Atandığı kurumdaki görünüm şöyle:

 

1) Aralık ayında Kurumun Kurumnet yazışma sistemi yok.

2)Kurumda sözleşmesiz/hukuksuz kantin işletilmiş.

4) Kurumun kendine ait bir tek idare odası ve ekipmanı oluşturulmamış,

5) Kurumun yaklaşık 33.000 TL civarında borcu bulunuyor.

6) 2100 öğrencisi bulunan kurumda, Okul Aile Birliği Başkanı tarafından öğrencilere kitap seti satışı yapılmış. Okul Aile Birliği başkanı bir kırtasiyeci yani. Bu satışlar karşılığında Okul Aile Birliğine bağış yapılacağı söylenmiş ama yapılmamış.

7) 500 civarı birinci sınıf öğrencisine kayıt dosyası adı altında 20 TL üzerinden dosya satışı yapılmış. Bu işlemlerle kurumda oluşturulan borç birbirini açıklamıyor.

8) Atanan müdür göreve başladığında Okul Aile Birliğine ait ne evraklandırma sistemi var ne de evraklar Okul Aile Birliği başkanı tarafından okul içinde tutuluyor.

9) Kurum hizmetlilerinin 2.5 ay maaşları ödenmemiş,  ağlıyorlar.

10) Kurum hizmetlilerinden bazıları bir müddet sigortasız çalıştırılmış.

11) Okul kantininin demirbaş değeri çok yüksek tespit edilmiş, bu nedenle okulda kantin açılamıyor. İhaleye kimse yanaşmıyor ve öğrenciler/veliler/okul mağdur oluyor.( 45.000 TL iken atanan müdürün yeniden değerlendirme talebiyle 23.000 TL’ye inmiş kantin demirbaş değeri)

12) Öğrenci velilerinden okul girişine Turnike Sistemi yaptıracağız denilerek ücret toplanmış ama bu hizmet yapılmamış.

13) Okul Aile Birliği Başkanınca okul servisinden 4.500 TL çek alınmış fakat bu çekin karşılığı olan ücretin ne olduğu bilinmiyor.

14) Tefbis işlemlerinin hiçbiri yapılmamış, anlat anlat bitmiyor. Her biri somut sorunlar. Afakî hiçbir şey bulunmuyor. İfade edilen işlemlerin birçoğu müfettiş raporuyla sübut buluyor ama bu fiilleri işleyen/denetlemeyen kişi halen yönetici olarak görevine devam ediyor ve hakkında kayda değer işlem tesis edilmiyor.

 

Böyle bir okul devralan okul müdürü, atandığı günden itibaren tek gününü okula değer katmadan geçirmemiş. Tabiri caizse enkaz olarak devraldığı bu kurumda göreve başladığı andan itibaren insanüstü bir gayret göstererek milletine/devletine/öğrencilere hizmet etmiş. Gecenin ikisine değin müdür yardımcısı arkadaşlarıyla karşılıksız boya yapmış… Öğrencilerin/velilerin, kamu kurumlarında da büyük işler, projeler gerçekleştirebileceğine inanmasını sağlamış. Okula atandıktan sonraki bazı çalışmalarına somut örnek olarak şunlar gösterilebilir:

 

1) Okuluna 120 TL civarında kaynak bulup Okul Aile Birliği üyeleri(başkan hariç) ve kurum çalışanları ile el ele vererek kurumun tüm sorunlarını çözmüş,

2) Okula 35 adet projeksiyonu oradan buradan yalvararak temin etmiş,

3) Okula 22 adet akıllı tahtayı ikili görüşmeler neticesinde kazandırmış,

4) Okulun tüm idari ekipmanını, bilgisayarından yazıcısına ve telefonuna kadar temin etmiş,

5) Okulun 3 anasınıfını özel okulların anasınıfları düzeyinde donatmış,

6) Okulun amfi sistemli konferans salonunu 72 adet sabit koltukla donattırmış,

7) Okulunun öğretmenler odasını ve idari odalarını(5 adet bilgisayar, yazıcı, makam odası) eğitimcilerin/yöneticilerin rahat çalışmasına uygun bir şekilde dekore ettirmiş,

8) Okulun 33.000 TL borcunu yaptığı rehberlik ile kapatmış,

9) Sabit gideri 5.000 TL üzerinde olan okulda çalıştığı 11 ay zaman zarfında bir tek borç oluşturmamış,

10) Geçirmiş olduğu kurum denetiminde “PEKİYİ” notu almış,

11) Velilerinin, öğretmenlerinin ve öğrencilerinin teveccühünü kazanmış,

12) Okulun tüm sınıflarına, koridorlarına etkinlik panoları temin etmiş ve bu panoların montesini eline torna vida alarak arkadaşlarıyla yapmış,

13) Gece-Gündüz çalışarak görev yaptığı okulu niteliksel açıdan özel okul statüsüne kavuşturmuş ve kendisine devredilen sorunları çözmüş…

14) Okulunda anlayış, proje, dinamizm merkezli bir atmosfer oluşturmuş, bla bla…

 

Göreve başladıktan sonra çalışma arkadaşlarıyla yoğun bir tempo sergileyerek kurumun ihtiyaçlarını toparlamaya başlıyor ve yukarıdaki hizmetlerin tamamını 11 ay içinde ekibiyle gerçekleştiriyor, okul müdürü. Yalvarmadığı, dilenmediği yer kalmıyor. Yaptığı işlemlerin hepsi belgeli ve kanıtlı. “Millet için, eğitim için, öğrenci için “Helali hoş olsun” deyip nefessiz bir efor sarf ediyor... Fakat Okul Aile Birliği başkanı, bu müdür atanmadan kurumdan elde ettiği rantını sürdüremediği için sürekli sıkıntı oluşturacak işlemler icra ediyor. Anasınıfı bütçesinde yetkisi olmamasına rağmen bu bütçeye ilişkin hizmet alınan şirketle görüşme yapıyor, velilere, “Okula bağış yapılmayacak.” diyor, Okul Aile Birliği evraklarını sürekli yanındaki bir çantada taşıyor…Nihai olarak bu okul yöneticisi hakkında, okul Aile Birliği başkanı tarafından oluşturulan bir şikayet dilekçesine istinaden 2014 Şubat ayı itibariyle soruşturma açılıyor. Atanmasından yaklaşık 3 ay sonra… Soruşturma sürecinde görevden alınacağı dillendiriliyor. Kim nereden bu bilgiyi alıyorsa bir şekilde bu söylenti oluşuyor. Süreç içinde ölümle tehdit ediliyor okul müdürü ve yukarıdaki bilgilerin tamamını bağlı olduğu sendika ile paylaşıyor. Ama sendikası konuyu savsaklıyor… İlgilenir gibi yapıyor ama ilgilenmiyor. Okul müdürünün büyük bir haksızlığa maruz kalmasında başat rol oynuyor söz konusu sendika ve konuyla ilgileniyor gibi görünen yetkili.

 

Hakkında yürütülen soruşturma hakkaniyetten uzak, hukuka ve adalete olan güveni sarsacak şekilde yürütülüyor, bu müdürün. Müfettişler adeta kendisini istifaya zorluyor, üzerinde mobbing uyguluyorlar, Okul Aile Birliği üyelerini korkutacak yönlendirmeler yapıyorlar… Okul yöneticisi hakkında usulsüz de bir kararname düzenleterek itibarı, şerefi ile oynuyorlar. Okul yöneticisi tüm bu illegal baskılara/kötü koşullara rağmen görevine devam ediyor, projelerinden/işinden zerre miktarı taviz vermiyor ama sonuç olarak görevinden alınıyor. Göreve başlamasından 11 ay sonra ve 11 ay içinde yukarıda belirtilen başarılı işlerin tamamını çalışma ekibiyle gerçekleştiriyor.  Görevinden alınma sebebi diye, “kendisinden önce oluşturulmuş faturasız bir borç için  970 TL paranın tutanak karşılığında alacaklılara ödenmesi ve 4500 TL bir paranın hizmet satın alınan şirket yetkilisi tarafından Okul Aile Birliği talimatıyla çekilmesi ve bu eylemlerin denetimini okul müdürü olarak yapmaması”, gösteriliyor. Ortada ne para yeme söz konusu, ne bir ahlaksızlık, ne bir zimmete geçirme. Harcamalar kendisi göreve başlamadan önce meydana getirilen borçları kapatmak için… Yani Okul Aile Birliği başkanı rantını devam ettirmek için okul müdürünü “Bizim oluşturduğumuz borcu neden ödüyorsun?” diye şikâyet ediyor adeta. Yapılan işlemler yukarıda da ifade edildiği üzere atanan okul müdürünün kendisine devredilen bilançonun neticesi.  Belirtildiği üzere devraldığı kurumda kendisinden önce vuku bulan suç niteliği taşıyan eylemler sübut bulmuş olmasına rağmen hiçbir kayda değer işlem yapılmıyor ama bu okul müdürü hakkı tesis ettiği ve ranta izin vermediği için görevden alınıyor, öğretmenliğe dönüyor. Bir tarafta nereye gittiği belli olmayan paraların muhatabı olan yönetici, bir tarafta ise kendisinden önce oluşturulan borçların hak sahiplerine ödenmesine vesile olan bir yönetici söz konusu. Hakkı sahibine teslim eden görevden alınıyor, haksızlık meydana getiren görevine devam ediyor. Nereden bakarsanız bakın zulüm, garabet, mobbing, baskı, hukuksuzluk…

 

Gel zaman git zaman 15 Temmuz süreci yaşanıyor ve bu okul müdürünün görevden alınmasına sebebiyet veren müfettişlerden biri FETÖ kapsamında açığa alınıyor. Zaten aktarılan hadiselerin özüne bakıldığında işin içinde FETÖ’nün parmağı olduğunu görmek zor değil. FETÖ’nün basına yansıyan zulümleri, kumpasları, entrikaları, şantajları, montajları bu kurum yöneticisi üzerinde de uygulanıyor. 28 Şubat zulmünü yaşayan bu yönetici şimdi de FETÖ zulmünü yaşıyor. Hem de böyle bir dönemde… Bütün bu bilgiler yetkili eğitim STK’sı tarafından bilinmesine rağmen olanlara sessiz kalınıyor. Okul yöneticisiyle yapılan ikili görüşmelerde, “haklısın, sana zulmedildi; keşke bu kirli oyunun üstesinden gelebilseydik; bak sana zulmedenlerin hiçbiri şimdi görevde değil; maarif müfettişleri böyle işte, birbirlerini koruyorlar; sıkma canını kötü niyetli kişiler er ya da geç cezasını bulur.” gibi moral aşılayıcı(!) açıklamalar yapılıyor ama haksızlık da bir türlü giderilmiyor. Hatta ve hatta bir gün okul müdürünün görevden alınmasına, psikolojisi bozulduğu için 30 gün rapor almasına sebep olan müfettişlerden biri de kendisine “Seni daha iyi yerlerde görmek isteriz.” diye teskinde(!) bulunuyor. Yaşamış olduğu, hukuksuzluk hukukta eşitlik ilkesine aykırı olan bu yönetici sabrediyor, sabrediyor, sabrediyor… “Çok büyük hadiseleri hallettik hocam, bu hadise neden hallolmadı acaba?” diyen sendika yöneticileri, kot giyiyormuşsun, saçların uzunmuş gibi eften püften bahanelerle sendikal ayıplarının üzerini örtmeye çalışıyor. Sanki kılık kıyafet yönetmeliğine karşı sivil itaatsizlik kararı alanlar kendileri değilmiş gibi. Hem bir insanın giyim kuşamı; adaletsizlikleri, hukuksuzlukları, yolsuzlukları önlemeye engel midir? Bu muhasebeyi de maşeri vicdana bırakıyor okul yöneticisi. “Bu arkadaş çok dürüst/çalışkan biriydi ama şu kişilere zarar gelmesin diye harcandı; dosyası üzerinde bir el vardı ve o el aşılamadı.” deyip de haksızlık karşısında susanları da Allah’a havale ediyor.

 

 Şimdi bu okul yöneticisi hukuk mücadelesine devam ediyor. Türkiye Cumhuriyetinde mazlumun, mağdurun, haksızlığa uğrayanların sahibi olduğunu görmek en büyük temennisi. Bu hususta bildiklerini ve yaşadıklarını savcılığa, ilgili yetkililere anlatmaya hazır. Süreç içerisinde ölümle de tehdit edildiği için başına herhangi bir şey gelmesi durumunda savcılığın ilk sorgulaması gereken kişileri savcılık makamına bildirmiş. Eğitim kurumlarının kimsenin çiftliği olmadığının rant grubuna kanıtlanmasını arzulayan okul yöneticisinin yaşadığı bu hadise, eğitim sistemimizin mutfağı olan okullarda dönen dolapların sorgulanmasını gerektiriyor. Yaşanan bu vaka da gösteriyor ki bilinenlerin dışında bilinmeyen daha çok şey eğitim kurumlarında icraa ediliyor. Yerli/milli bir denetim yapısı şart. Maarif müfettişlerini denetleyen maarif müfettişlerinden bağımsız bir mekanizmaya ihtiyaç var.

 

Şimdi maşeri vicdana şu soruyu sormanın zamanı: “Siz olsanız böyle bir durumda ne yaparsınız? Sizin de hayalleriniz, umutlarınız, hedefleriniz bulunuyor. Bu zulüm size yapılsa tepkiniz ne olur? Tek suçu doğruyu söylemek, mazlumlun yanında yer almak ve başarmak olan okul yöneticisi bunu hak etmiş mi? Yaptığı fedakârlıkların karşılığı bu mu olmalıydı? Okul yöneticisi nereye konuyu anlatsa hakkında bir karalama kampanyası yapılıyor. FETÖ zaten bu mantıkla çalışıyor. Bir insan düşünün ki müfettiş baskı altına almış, mobbing uygulamış, yaşadığı haksızlıktan ötürü 30 gün depresyon raporu verilmiş, bu insanın ruh halini düşünebiliyor musunuz? FETÖVARİ baskılar neticesinde Anadolu çocuklarının neler yaşadığını iyi biliyorsunuz. Sağlık sorunları yaşayanlar, hayata küsenler, intihar düşünenler…

 

Bu eğitimci, son söz mahiyetinde “Eğer okul yöneticisi olarak bir adiliğim, ahlaksızlığım ve çalmışlığım olsa vallahi, billahi kimseye kendimi arz edecek yüzüm olmaz. Cezamı çekerim. Şuur kazandığımız günden ve 2002’den beri Allah şahit ki duamızla ve mücadelemizle devletimizin yanında olduk. Bundan sonra da son nefesimize değin olmaya devam edeceğiz. Bana yaşatılan bu zulmün bu dönemde gerçekleşmesi manidardır. FETÖ’nün kamuda ne tür tahribatlara neden olduğunu ve milletin evlatlarının önüne nasıl barikatlar kurduğunu biliyoruz. Bu hadiseyi her ne pahasına olursa olsun millete arz ediyorum, çünkü bir daha böyle hukuksuzluklara kimsenin yeltenme cesareti bulamamasını diliyorum. Allah rızası için Milli Eğitimdeki ve kamudaki FETÖ müfettiş yapılanmasını bertaraf ediniz. Bu zulmün son bulmasını umuyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum. Yaşanan zulmü Allaha havale ettim. Bu zulmün taraflarına asla hakkımı helal etmiyorum. Sizin de bilmeniz gerektiği için eğitim sistemimizin handikaplarını eğitimin mutfağı olan okul sistemi üzerinden size aktarıyorum. Nazım Hikmetin dediği gibi, ‘Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…’ diyerek tarihe not düşüyor...

 

Yukarıda ifade edilen örneklem vaka üzerine yazı kaleme alan gazeteci-yazar Ufuk COŞKUN’un yazısına da şu linkten ulaşabilirsiniz: (http://www.milatgazetesi.com/feto-nun-kamuda-yol-actigi-tahribat-telafi-edilmeli-makale-92306 ) “FETÖ’nün Kamuda Yol Açtığı Tahribat Telafi Edilmeli” başlığı ile bu hadiseyi kamuoyu ile paylaşan Ufuk COŞKUN’a duyarlılığı için teşekkürü borç biliyorum. Eğitim üzerine yazı dizisine devam edeceğiz.

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com



Bu yazı 19026 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI