porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
“HAYIR” CEPHESİNİN KONTROLLÜ SAÇMALIKLARI ve KISA CEVAP
Tarih: 08-04-2017 04:39:00 Güncelleme: 10-04-2017 00:26:00


16 Nisan Anayasa Değişikliği referandumu hem Türkiye’de hem de dünya çapında ibretlik hadiselere sahne oluyor. Referandum Türkiye’nin iç meselesi ve demokratik bir süreç olmasına rağmen, AB ülkeleri referandum sürecinde taraf tuttular. “Hayır” cephesi ile konsorsiyum oluşturdular.  Biz AB ülkeleri için başbakan ya da cumhurbaşkanı seçmiyorduk, Maastricht/Kopenhag kriterlerini değiştirmek için de oylama yapmıyorduk ama AB hop oturup hop kalkarak “kontrollü antidemokratlık refleksi” gösteriyordu. Hatta Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı  Norbert Röttgen, "Türkiye'de, başkanlık sistemine geçilirse, AB ilişkileri kesilir." diye de akıllara zarar bir beyan vermişti.  Oysa Türkiye’de millete sorularak demokratik bir reform yapılması sözde AB kriterlerinin de gerektirdiği bir durumdu. AB; seçimi/demokrasiyi önemserdi ama söz konusu Türkiye referandumu, Türkiye demokrasisinin güçlenmesi olunca AB demokrasiyi rafa kaldırıyor, ipe un seriyordu.

 

Türkiye’de dayatma yolu ile yapılan bir değişiklik yoktu. Türkiye 15 Temmuz sonrasında demokrasisinin temelini sağlamlaştırmak, sürdürülebilir bir demokratik sistem oluşturmak istiyor ve bu konuda da halka danışıyordu. Bundan daha doğal ne olabilirdi?  AB’nin desteklemesi gereken bu reforma nedense AB’liler köstek olmaya çalışıyorlardı. Oysa 15 Temmuz hadisesi AB ülkelerinden birinde yaşansaydı, AB’liler her türlü manevrayı, demokratik savunma mekanizmasını devreye sokarlardı. Örneğin Fransa’da teröre karşı aylarca OHAL uygulanıyordu. Hollanda’da hiçbir gerekçe olmadan OHAL ilan ediliyordu. Çeşitli AB ülkelerinde de teröre karşı oldukça sert önlemler alınıyordu. AB ülkesi liderlerinden biri kahpe bir terör örgütü tarafından öldürülmek istense, AB ülkelerinden birini o terör örgütü işgal etmeye çalışsa AB’de taş üstünde taş baş üstünde baş kalmazdı. Türkiye’nin FETÖ’ye ve terör örgütlerine karşı mücadelesinin AB ülkelerince dinamitlenmesi anlaşılabilir ve ahlaklı bir tavır olamazdı. AB, Türkiye’nin karşısında olan terör örgütlerini destekleme alçaklığından da kaçınmıyor ve Türkiye’nin 15 Temmuz akabinde demokratik yapısını güçlendirmek için attığı adıma takoz olmaya çalışıyordu. 

 

“Hayır” cephesi ile ortak hareket eden AB ülkeleri, “hayır”ın kazanması için ellerinden gelen her desteği “hayır cephesi”ne verdi. “Hayır” diyenleri AB ülkelerinde konuşturan ve onlara lojistik/psikolojik yardım sunan AB ülkeleri EVET diyenleri susturmak için akıl dışı ama “kontrollü hamleler” yaptı. Türkiye’nin üst düzey siyasi temsilcileri dahi AB ülkelerinde, vatandaşlarını neden  EVET demeleri konusunda bilgilendiremedi. HDP’nin 7 Haziran öncesinde kan, kaos, baskı ile Kürt vatandaşlarımızı korkutması gibi, AB ülkeleri de AB topraklarında yaşayan vatandaşlarımızı psikolojik açıdan baskı altında tuttular. Yeri geldi Holanda’daki gibi atları itleri ile EVET diyen Türkiye temsilcilerinin üzerine saldırdılar, yeri geldi Türkiye’nin kadın bir bakanını arabasına hapsedip sınırdışı ettiler, yeri geldi EVET diyenlerin ve Erdoğan’ı destekleyenlerin AB topraklarını terk etmelerini savundular. İşin ilginç tarafı PKK’lı terörist Duran Kalkan da, Erdoğan'ın, Bahçeli'yle anlaşarak PKK'nın üzerine gideceğini, başkanlık sistemine karşı durulması ve HAYIR denilmesi gerektiğini söylüyordu. Yani AB, kendi topraklarında PKK ile vizyon birliği yaptığı gibi referandum hakkında da birliktelik yapıyordu. “Hayır” diyen PKK ile kol kola çalışıyordu.  Bu ahlaksız tutum AB ülkelerinin, demokrasinin d’sinden dahi anlamadığını göstermiş oldu. Şapka düştü, kel göründü. AB, on yıllar boyunca demokrasi maskotluğu yaptığını ve aslında faşizan, fanatik, nazist, terörsever bir ruha sahip olduğunu kanıtladı. İsveç eski Başbakanı ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi  üyesi Carl Bildt dahi Hollanda’nın skandal tavrına tepki göstererek, “Viyana’da İsveçlilere yönelik bir seçim mitingi düzenlersem beni hapse mi atacaksınız?”  diyerek gerçek demokratların vicdanına seslendi. İnsanlık tarihi bunca pespaye/aşağılık hareketleri hiçbir zaman görmedi ve bu yaşanılanlar İnsanlık Tarihine utanç vesikası olarak geçti.  AB’nin bunca “kontrollü saçmalığı”na rağmen 16 Nisan, Türkiye demokrasinin güçleneceği bir viraj olacaktır. AB ne yaparsa yapsın, Türk Milletinin milli iradesine ve ülkesinin kaderini şekillendirmesine engel olamayacaktır. AB istediği kadar saçmalayıp dursun.

           

Referandum sürecinde yalnızca AB saçmalamıyor tabiî ki. Saçmalayanlar takımı tüm “hayır konsorsiyumu”nu kapsıyor. Bu konsorsiyumun Türkiye kanadı da her gün “hayır saçmalıkları kitapçığı”na yeni cümleler ekliyorlar. Şimdi sizlere “hayır” cephesinin aktörleri tarafından zaman zaman dillendirilen “kontrollü saçmalıkları” arz edeceğim. Aşağıda verdiğim beyanlar tamamen “hayır” için çalışan kişilere/politikacılara ait. Bu beyanları duyunca insan bu anlayışla muhatap olmanın en büyük imtihan olduğunu düşünüyor. Buyurun o kontrollü saçmalıklar: “Referandumda evet oranı % 98 çıksa da bu bizim için geçerli olmayacak. Referandumda hayır diyen kimse olmasa, çıkan  sonuç %100 evet olsa dahi bu sonucun meşruiyeti olmaz.  Bu proje, bu anayasa değişikliği, Türkiye Cumhuriyeti tarihine ihanettir. Buna evet diyenler ihanet ediyorlar.  İnancımıza göre 'evet' demenin karşılığı Allah'ı inkâr etmektir. Başkanlık Sistemi İslam’a aykırıdır. Biz Atatürkçüyüz, biz cumhuriyetçiyiz, biz halkçıyız, biz devletçiyiz, biz tam bağımsız Türkiye’den yanayız,  biz asla boyunduruk altına girmeyiz, çünkü biz devrimciyiz, çünkü biz Mustafa Kemal’in askeriyiz,  bakın çıkmayacak, adımın Hüsnü olduğu kadar eminim, bu millete güvenmek gerek, bizim kitabımızda umutsuzluk yok, buradan en az % 60-65 “hayır” çıkacak, ama arkadaşlar, diyelim ki EVET çıktı, kimse heveslenmesin kardeşim, biz yine Samsun’dan başlarız,  Amasya’ya gideriz,  Sivas’a gideriz,  Ankara’ya geliriz,  buradan İnönü’ye/Sakarya’ya/Dumlupınar’a… Ulan sizi İzmir’e kadar kovalamazsak,  anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın, sizi de, sizin yedi göbek sülalenizi de, bütün emperyalistleri de, yine İzmir’den denize dökeriz. Yeni modeli kurduk. Halk seçti cumhurbaşkanını... Başbakan da başkası oldu. Cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı, başbakan başka bir partinin genel başkanı... Asıl kavga o zaman çıkacak. Niye bunu söylemiyorlar millete, neden bu anlatılmıyor millete?  Bir kararname ile muhtarlıkları kaldırabilirler. Türkiye'yi ateşe atmak istiyorlarsa, siyaseten de bölünme noktasına taşımak istiyorlarsa 'evet' oyu verebilirler. Türkiye'nin bölünmesi söz konusu olabilir.  Peygambere bu yetkiyi versen, peygamberi bozarsın. 16 Nisan’da hayır çıkması halinde "9 Eylül 1922’de İzmir’de düşmanı denize döküp, vatanı o gün kurtarmışız gibi o sevinci yaşayacağız. Referandumda oy kullanmayana kız vermeyin. Kimsenin canını yakmayın dedim, sadece afiş yerine keseni oraya asın dedim.”

           

Yukarıda derlemiş olduğum cümleler “hayır” cephesinin “kontrollü saçmalıkları”dır. Şahsen sadece bu saçma cümlelere bakınca dahi referandumda EVET demem gerektiğini anlıyorum.  Zira bu cümlelerde ne demokrasi, ne İslam, ne insanlık, ne tarih, ne kardeşlik, ne özgürlük, ne hukuk, ne barış, ne teröre karşı mücadele hassasiyeti şuuru var. Evet, referandum günü her vatandaşın “EVET”  veya “hayır” deme hakkı bulunmaktadır ama “hayır” tezini savunacağız diye bu denli antidemokrat, bu denli akıl dışı, bu denli gayri ahlaki cümleler kurmaz ki insan. Ki burada “hayır” tezini savunan bir cümle ve anlayış da bulunmuyor. “Hayır” demenin ne denli temelsiz, saçma bir durum olduğunu kanıtlayan cümleler bunlar. Her cümle için ayrı bir yazı yazılabilir. Buna gerek duymuyorum, sadece kısaca/öz cevaplar vereceğim bu cümlelere ama şunun bilinmesini isterim. “Hayır” cephesinin aktörleri tarafından serdedilen bu cümleler onların, demokrasiden, İslam’dan, tarihten, insanlıktan, saygıdan, barıştan, vatandan, vatandaşlık haklarından hiçbir şey anlamadığını ispatlıyor. Bu nedenle AB ve Türkiye içindeki “hayır”cıların oluşturduğu konsorsiyumun karşısında yer almanın gereğine, EVET demenin tarihi bir görev olduğuna inanıyorum.  

 

Referandumda EVET demek bizi dinimizden çıkarmaz, EVET’le güçlenen Türkiye İslam’a/Müslümanlara daha güzel hizmet edebilir. EVET’le güçlenen Türkiye’de mütedeyyin insanlar dini vecibelerini daha rahat ve huzurlu bir şekilde yerine getirebilir. Yeniden laiklik/kamusal alan kılıflarıyla baskı altında kalmazlar. EVET diyen hain değildir, EVET demek de “hayır” demek kadar demokratik bir haktır. Referandum sonucunda  % 98-%100  EVET çıkarsa bu, milletin Türkiye’de sistem değişimini onayladığını gösterir ve bu sonucu kabul etmek, her Türkiye vatandaşının anayasal/insani/ahlaki zorunluluğudur. Referandumda EVET çıkması halinde kimse EVET diyenlere dokunamaz, kimse EVET diyenleri Yunan askerleri yerine koyamaz, milli iradeye saygı göstermeyen kişinin Türkiye ile problemi vardır, Türkiye ile problemi olan kişilerin Türkiye’de yaşamamayı tercih etme hakkı vardır, biz buna saygı duyarız. Türkiye’de millete rağmen politika yapanların dönemi geçmiştir, devran dönmüştür, artık milli iradenin üzerinde bir gücün ve vesayet odağının varlığı kabul edilemez. Referandumda “hayır” çıkmayacak ama çıkarsa da “hayır” diyenlere saygı göstermek, onların haklarını korumak boynumuzun borcudur(FETÖ/PKK iltisaklılar hariç). Gerçi “16 Nisan’da EVET çıkarsa, EVET’çileri denize dökeriz” diyen “hayır”cılar, referandumda “hayır” çıkarsa bize neler yapar Allah bilir. Referandumla gelecek olan yönetim sisteminde başbakanlık olmayacağı için başbakanla cumhurbaşkanı arasında asla çatışma çıkmayacaktır. Belki bir cumhurbaşkanı eski Türkiye’yi rüyasında görürse rüyasında hayali bir başbakanla tartışabilir. 16 Nisan’da EVET çıkması halinde Yeni Türkiye’de kaos, çatışma, siyasi istikrarsızlık, koalisyon asla olmayacak. Yeni sistemde cumhurbaşkanının kararname yetkisi olacak ama anayasa ve kanun, normlar hiyerarşisinde kararnameden üstün olacak. Kararnameler cumhurbaşkanının yürütme ile ilgili sorumluluk alanlarında çıkarılabilecek. Ayrıca cumhurbaşkanının temel haklar, siyasi haklar, kanunla düzenlenen haklar konusunda kararname çıkarma yetkisi olmayacak.  Yani Cumhurbaşkanının muhtarlık, lokanta, iş yeri kapatma gibi bir yetkisi olmayacak. TBMM, bir kanunla kararnameyi diskalifiye edebilecek. Ayrıca yeni sistemde ilk cumhurbaşkanı Erdoğan olursa tüm muhtarları külliye’de ağırlayan, göreve geldiği günden beri iş yeri/aş kapısı açmış ve açmakta olan Erdoğan istihdam alanlarını kapatmaz daha da artırır. Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’nin üniter yapısını, birliğini ve bütünlüğünü güçlendirecektir. AK PARTİ&MHP&MİLLET bütünleşmesi bunun en önemli kanıtıdır. Gerçekte “hayır” cephesi içinde oldukça fazla miktarda bölücü vardır(FETÖ/PKK/DHKP-C). Vatanın bölünmezliği konusunda asıl tehlike bu durumdur. Buna rağmen her “hayır” diyen bölücü değildir. 16 Nisan’da “hayır” çıkması halinde İzmir’de düşmanı denize döküp, vatanı kurtarmışız gibi sevineceğiz, demek bir kişinin ait olduğu milleti, milletin talimatını bilmemesi demektir. Böyle bir ifadeye cevap vermek dahi abesle iştigaldir. Yunan’ı denize döken bu milletin asil/imanlı/vatansever evlatları idi bire gafil. Şimdi o ceddin evlatları EVET derse Yunan mı işgal etmiş olacak Anadolu’yu?  Böyle pespaye bir üslup olur mu? Siyasi söylem geliştireceğim derken bu denli saçmalar mı siyasetçi? Bu nasıl siyasetçilik? Referandumda EVET/Hayır demek ne denli demokratik bir haksa oy kullanmamak da demokratik bir hak. Neden oy kullanmayanlara kız vermeyin diyorsunuz? Bu diktatörlük değil mi? Siz istemiyorsunuz diye ömür boyu bekâr mı yaşayacak gençler? Diktatörlüğün doktorasını mı yaptınız siz? Afiş yerine keseni oraya asın demek, diktatörlüğün daniskasıdır. Ben şahsen bu söylemden ötürü bu ülkenin bir vatandaşı olarak utanç duyuyorum. Elinizde yetki olsa bu millete neler yaparsınız Allah bilir. Asar mısınız, keser misiniz? Yazıklar olsun. Peygambere bu yetkiyi versen peygamber dahi bozulurmuşmuşmuş. Peygamberlerin Sıdk, emanet, fetanet, ismet sıfatları vardır. Bu sıfatları nedeniyle normal bir insanın düşeceği hatalara düşmezler. Ayrıca Peygamberler amiri/komutanı oldukları toplulukta bir cumhurbaşkanından çok daha büyük yetkilere sahip olmuşlardır ama hiçbir zaman ilahi buyruğun emrinden/adaletinden şaşıp insanlara zulmetmemişler, merhamet, insanlık, şefkat, yardımseverlik, özgürlük, ahlak örneği olmuşlardır. Dini konularda yetkin olmadan siyasette dini örnekler vermek çuvallamanıza neden oluyor. Ayrıca bu dini biraz siyasete alet etmek manasına da geliyor. Vazgeçin bu saçma tutumunuzdan. Saçmalıklar üreteceğinize biraz dinimizle ilgili, biraz da 16 Nisan Anayasa Referandumundaki maddelerle ilgili bilgi edinin. Maddeleri okuyunca referandumda  EVET demeniz gerektiğini siz de kavrayacaksınız. Gerçi ben kime konuşuyorum ki, belki de siz referanduma kalan 8 gün içinde de "kontrolsüz aklınızla" birçok "kontrollü saçmalık" üretip duracaksınız.

 

Aktardığım “kontrollü saçmalıkları” okuyunca referandumda ne diyeceğinizi biraz daha iyi anlamış olmalısınız millet. Ben bu kontrollü saçmalıklara “hayır” referandumda EVET diyeceğim. Son karar senin ey milletim. Her kararın başım gözüm üstüne.

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 



Bu yazı 28547 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI