porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
“HAYIR” HAYIRSIZ BİR TERCİH, GEL “EVET”TE BULUŞALIM
Tarih: 23-03-2017 11:11:00 Güncelleme: 04-04-2017 03:10:00


Demokrasiyi işletmenin yollarından biri de siyasi tıkanmaların olduğu noktalarda milletin reyine başvurmaktır. Millet; devletin kalbi, efendisi ve regülatif unsurudur. Devlet aygıtı milletinin gereksinimlerine/taleplerine cevap verebildiği oranda fonksiyonunu yerine getirebilir. Millete danışmadan demokrasi/bürokrasi sahasında atılacak her adım kadük/eksik kalacaktır. Vatandaşın icazet vermediği politikaların sürdürülebilirliği yoktur. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de millete danışmadan çok tehlikeli işler yapılmıştır. Milletin iradesini, arzularını baskı altında tutmak için birçok zulümler icra edilmiştir. Türkiye demokrasisi 1982’den bu yana ağır aksak yol almaktadır. 80 darbesinden sonra bu millet darbenin envai çeşidiyle yüzleşmiş, darbe hamleleri ile milletin/Anadolu çocuklarının önü tıkanmıştır. 1982’den beri ekonomik, siyasi, hukuki, askeri birçok darbe girişimi yaşanmıştır. Darbe girişimlerinin sonuncusu da FETÖ ihanet şebekesinin 15 Temmuz’da yeltendiği alçaklıktır. Bu hain teşebbüste 248 vatandaşımız hunharca şehit edilmiş, 2000’inin üzerinde vatandaşımız da yaralanmıştır. 2016 Türkiye’sinde darbeye teşebbüs eden bu ihanet şebekesi, Türkiye’de 15 yıllık reformlara rağmen millet iradesinin garantiye alınamadığını göstermiştir. Türkiye 1980’den bu yana geçen sancılı demokrasi yolculuğunda 37 yıl kaybetmiş, dünya ülkeleri arasında hak ettiği yeri/konumu maalesef elde edememiştir. İçimizdeki ihanet robotları ilerlememize müsaade etmemiştir. Türkiye tarihindeki tüm darbe girişimleri parlamenter sistemde vuku bulmuştur. Birilerinin çok övdüğü ve apriorik/skolastik  bir yönetim sistemi olarak yaklaştığı parlamenter sistem, milleti küresel çetenin ve yerli işbirlikçilerinin darbe teşebbüslerinden koruyamamıştır. Bu durum milletin istikbaline/istiklaline yönelik köklü bir reform yapmayı zorunlu kılmıştır. “Darbe Anayasası”nı değiştirme konusu son 35 yıldır gündemimizde olsa da bu değişim, maatteessüf global/lokal ideoloji/çıkar lobilerinin rant kavgası nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Türkiye 15 yıllık reformlar neticesinde çok büyümüş ve üzerindeki gömlek artık Türkiye’ye dar gelmeye başlamıştır. 15 Temmuz FETÖ işgal girişimi de göstermiştir ki Türkiye’de milli iradenin teminat altına alınması, çağın ruhuna uygun bir yönetim sistemine geçilmesi için Anayasa Değişikliği aciliyet gerektirmektedir. Bu millet artık, darbelerle, koalisyonlarla, kaosla, ihanet şebekelerinin baskılarıyla, kanlı planlarıyla zaman kaybetmemelidir. Bu şerait bizi 16 Nisan referandumuna taşımıştır.

               

16 Nisan’da 18 maddeden oluşan bir anayasa değişimi milletin vicdanına, muhakemesine ve onayına sunulacaktır. Bu 18 maddelik değişim 1982 darbe anayasasının kökten değişimi olmayacaktır ama Türkiye’de vesayetin, darbelerin, bürokratik oligarşinin sonu olacaktır. Millet iradesi, 18 maddelik değişimle birlikte güvence altına alınacaktır. Yasama, yürütme ve yargı milletin menfaatlerini koruyacak şekilde tanzim edilecektir. Millet Türkiye’deki en köklü değişimin onayını ya verecek ya da vermeyecektir. Milletin takdirine kimsenin müdahale etme hakkı olamaz. Anayasa Değişikliği Referandumunda her vatandaş demokratik hakkını kullanıp EVET ya da “hayır” diyecektir. Değişiklik paketine EVET diyenin de “hayır” diyenin de kendine göre gerekçeleri olabilir. Vatandaşın tercihine saygı duymayanlar demokrasiyi özümsememiş ve demokrasiden nasibini almamıştır. Bu sebeple EVET veya “hayır”ı demokratik hak olarak kullanan vatandaşları yadırgamamak gerekir. Yargılanması gerekenlere yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Ümid ediyorum ki milletimiz EVET dediğinde devletin gerçek sahibinin kendisinin olacağının farkındadır ve 16 Nisan günü EVET der. EVET ve “hayır”ın 16 Nisan’da ne anlama geldiğini anlamak için bazı parametreleri hatırlamakta yarar olduğu kanaatindeyim.

               

“Hayır” cephesinin milletin kafasını bulandırmak için ortaya attığı yalanlar, halkın dini hislerini kullanmak için dillendirdikleri akıl dışı tezler, “hayır” tercihinin hayırlı olmadığını gösteriyor. “Hayır” cenahının yaptığı açıklamalara göz atmakta fayda var. Referandumda % 98 EVET çıksa da bu sonucu tanımayacağız, “BAŞKANLIK” sitemi İslam’a aykırı bir sistemdir, EVET demek Allah’ı inkar etmektir, Cumhurbaşkanlığı Sisteminde başbakan ile cumhurbaşkanı çatışabilir mealindeki açıklamalar bilgiden, etikten, hakkaniyetten yoksun beyanlardır. Bu beyanlar tam manasıyla bir akıl/vicdan tutulmasına işaret etmektedir. Doğruyu anlatmanın yalana, hazımsızlığa, tahriklere ihtiyacı yoktur. Milletimiz, dünyanın en sağduyulu milletidir. Anlatılanı anlayabilir, anlatılanlardaki yalanları, tezviratları da görebilir. Bu nedenlerle “hayır” cephesinin kendisini ifade ederken yalana, tahrike tevessül etmesi “hayır” demenin hayırsız bir tercih olduğunun kanıtıdır. “Hayır” tahribattan, EVET ise tadilattan yana tavır almaktır.

                 

Ayrıca “hayır” cephesi artık küresel bir şebekeye dönüşmüştür. Türkiye dışındaki vatandaşlarımızın Anayasa Değişikliği ile ilgili yeterli bilgi edinmesi sözde demokrasi ülkeleri tarafından engellenmektedir. Avusturya, Almanya, Hollanda, Danimarka gibi batı ülkelerinde PKK, her türlü etkinliği yapabilirken, “hayır” için bilgilendirme yapmak isteyenlere her türlü imkân sunulurken, referandumda “neden EVET denilmesi gerektiğini” anlatmak isteyenlere fırsat verilmemektedir. EVET’in gerekçelerini açıklamak için konuşma, miting, konferans yapmak isteyenlerin ağızlarına bant vurulmakta, yollarına barikatlar konulmakta, EVET diyenlere çirkin saldırılar yapılmaktadır. Bu anti demokratik/ahlaksız tavır, sözde demokratik ülkeler tarafından sergilenmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye referandumu küresel bir önem arz etmektedir. Referandum maddelerine milletin onay vermesi halinde Türkiye güçlenecek, her yönüyle bağımsız bir ülke konumuna gelecek, gelişim yolculuğundaki kasislerden kurtulacaktır. Bu gerçeği bilen batılı faşizan aktörler, referandumda EVET çıkmaması için adeta propaganda yapmaktadır. Oysa biz Avrupa Parlamentosuna Başkan seçmiyoruz ya da AB Hukukundaki bir değişimi oylamıyoruz. Onlara ne oluyor ki Türkiye’deki Anayasa değişikliği sürecine burnunu sokuyorlar? Bu patolojik tutumdaki oyunu, “EVET Oylarımızla” bozmak zorundayız.

 

Türkiye artık dünya siyasetinin tartışmasız öznesi olmuştur. Batılı ülkelerin liderleri Türkiye gündemi ile yatıp kalkmaya, iç işlerimize müdahale etme arzusuyla dolup taşmaya başlamışlardır. Batılı sahte demokratların gayesi elbette ki Türkiye’nin/mazlumların kazanmasını sağlamak değildir. Haçlının torunları ne zaman Türkiye’nin, Anadolu ruhunun şahlanmasını istediler ki şimdi istesinler? Salt bu tablo dahi bize şu hakikati haykırmaktadır. AB ve batı ülkeleri Türkiye referandumunda “hayır”dan yana taraf tutmuşlardır. Onlar bizim iyiliğimizi istedikleri için “hayır” kutbunda yer almadıklarına göre plebisitte “EVET” demek çok büyük bir önem ihtiva etmektedir. Referandum günü EVET demek adeta bağımsızlık/diriliş/şahlanış mührünü pusulaya indirmektir.  Geçtiğimiz günlerde CDU'lu Alman politikacı Röttgen utanmadan/sıkılmadan, "Başkanlık sistemine geçilirse, AB ilişkileri kesilir" diye bir beyanat verdi. Kılıçdaroğlu’nun yukarıda vermiş olduğum ajitasyonel ifadesi ile bu ifade arasında hiçbir fark yok. “Bizim istemediğimiz hiçbir şey Türkiye’de gerçekleşemez.” diyerek millete efelik yapanlar yine işbaşında. Sadece maskeleri farklı. Birkaç aydır “İdam gelirse AB ile müzakereler biter.” açıklaması yapanlar da AB politikacıları. Türkiye’de neyin nasıl uygulanacağına milletin ve temsilcilerinin karar vermesini kaldıramıyorlar. “Türkiye’yi millet yönetsin, Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı millete hizmet etsin” istemiyorlar. Size ne ki Türkiye’de neyin uygulanıp uygulanmayacağından?

 

Bu noktada birkaç gün önce hesap vermek üzere ahirete göçen küresel baron Rockefeller’in “Türkiye’de gerçekleşen 1980 darbesi bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı.” itirafını da hatırlamak lazım.  Türkiye’de millet iradesini dizginlemek için dün kurulan tuzaklar bugün de farklı tehditlerle kuruluyor. Yok AB süreci bitermiş, yok AB’de yapılacak mitingler iptal edilirmiş, yok ekonomik ilişkiler kesilirmiş... Bu tehditlerin hiçbirinde Türkiye’nin, milletimizin menfaatlerinin gözetildiğini düşünüyor musunuz? Asla. Bitmemizi, bir daha toparlanmamamızı, ayaklarımız üzerinde durmamamızı, milleti/ümmeti uyandırmamamızı ve bizi ebediyen sömürmeyi murad ediyor Haçlının Torunları. İçimizden birileri de onların ekmeğine yağ sürüyor.  Sadece ve sadece haçlı torunlarının bu pespaye, süfli tavrı için dahi referandumda aşkla EVET denilmelidir. İnceldiği yerden kopsun. Üstad Fazıl’ın da dediği gibi “Yol O’nun, varlık O’nun gerisi hep angarya/Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya!” İşte tüm mesele bu. EVET diyecek ayağa kalkacağız evelallah.

               

16 Nisan Referandumunda “hayır” diyenler ve “hayır” propagandası yapanlar arasında PKK/FETÖ’nün de olması calibi dikkat bir parametredir. PKK ve FETÖ referandumda EVET çıkması halinde tamamen biteceklerini, sözde yetkilileri ağzıyla çeşitli ortamlarda söylemektedirler. PKK ve FETÖ uzun bir dönem işbirliği içinde olmuş iki terör örgütüdür. Çıkar ilişkileri nedeniyle ortak çalışmalar yapmışlar, istihbari paylaşımlarda bulunmuşlardır. Hem FETÖ hem de PKK insanlarımızı şehit etmiş, yerinden yurdundan göç etmek zorunda bırakmıştır. PKK sivil, çocuk, kadın, yaşlı, polis, asker ayrımı yapmadan insanımızı vahşice katletmiştir. Kürt çocuklarına ve Kürt vatandaşlarımıza on yıllarca zulmeden PKK, muhtemelen bu zulmünü icra ederken FETÖ’den destek de almıştır. FETÖ ise uçak, helikopter, tankla… bu asil/mazlum millete patronları adına savaş açan ilk terör örgütü olarak tarihe geçmiş; insanımızı tanklarla ezmiş, TBMM’yi bombalamıştır. Görüldüğü üzere her iki örgüt de son 37 yıldır Türkiye’nin yaşadığı badirelerin başat aktörleri olmuştur. MİT krizi, Gezi Olayları, 17-25 Aralık, 6-7 Ekim Hadiseleri ve 15 Temmuz ihanet girişimi gibi hadiselerde iki örgüt eşgüdümlü hareket etmiştir. Eğer bu güne değin bu iki örgüt nedeniyle Türkiye’nin kaybettiği değerler/sermaye Türkiye’nin yararı/yatırımları  için çalışabilse/kullanılabilseydi; Türkiye bugün çok farklı bir noktada olabilirdi. Bu terör örgütlerinin son 37 yıldır bu millete kaybettirdiği milyar dolarlar ile yeni şehirler, köprüler, hastaneler, savunma silahları, uydular, külliyeler, yollar… inşa edilip üretilebilirdi. PKK ve FETÖ’nün meydana getirdiği, talan, hırsızlık, tüm bu hizmetlerin milletle buluşmasını engelledi ve Türkiye’nin çok büyük yaralar almasına sebep oldu. Şimdi bu kahpe örgütler, Türkiye’nin yararını düşündüğü için “hayır” sloganı atıyor olabilir mi? Sanal ve gerçek ortamlarda “hayır” kampanyasını Türkiye’yi çok sevdikleri için mi yapıyor bu ihanet örgütleri? PKK/FETÖ Türkiye’nin bütünlüğünü istiyor, Erdoğan/Yıldırım/Bahçeli istemiyor olabilir mi hiç? Hangi akıl/vicdan sahibi bu tezi kabul edebilir?  Böyle bir şey asla mümkün değil. Türkiye’nin istiklaline ve istikbaline kasteden bu örgütlerin “hayır” dediği bir referandumda EVET demek her Türkiye vatandaşının görevidir diye düşünüyorum. Bu terör örgütleri ve sempatizanları “hayır” diyorsa “hayır” bloğunda yer almamak zorunluluktur.

 

Ama buna rağmen çeşitli nedenlerle “hayır” diyen vatandaşlarımızı terör ile ilişkilendirmek yanlıştır. Vatandaş demokratik çerçevede “EVET” için de “hayır” için de oy kullanma hakkına haizdir. PKK ve FETÖ, AB ülkeleri tarafından korunmakta ve kollanmaktadır. Yıllardır varlığımıza/insanlarımızın yaşam hakkına tecavüz eden bu örgütleri koruyan AB ve küresel çetenin piyonu olan bu örgütler “hayır” diyorsa, yerli ve milli hissiyata sahip halkımızın EVET demesi icap eder. FETÖ ve PKK bu milletin, ülkenin düşmanıdır. Milletimize, askerimize, polisimize silah doğrultan bu örgütlerle ve onların ağababaları ile aynı safta yer almak akıl kârı değildir. Bu yazıda “hayır” demeyi düşünen sağduyulu vatandaşlarımızın vicdanına seslenerek bu parametrelerin göze önüne alınmasını diliyorum. PKK/FETÖ ile aynı tercihi yapıyor olmanın neresi hayırlı? Ben bu tercihte hiçbir “hayır” göremiyorum. Unutmayalım bu referandumda alacak olduğumuz konum, hayatımız boyunca vicdanımızda bir onur veya yara nişanesi olarak kalacaktır.  Bu nedenle diyorum ki “HAYIR HAYIRSIZ BİR TERCİH, GEL “EVET”TE BULUŞALIM.

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 



Bu yazı 29546 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI