porno izle porno izle porno izle porno izle
bursa escort bayan çarşamba escort bursa escort bayan gemlik escort bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan alanya escort bayan antalya eskort eskişehir escort mersin escort alanya escort bodrum escort bayan alanya transfer porno izle porno izle sikiş izle sikis izle sikiş izle porn izle hd porno izle
bursa escort bursa escort escort bayan escort bayan escort bayan escort bayana escort bayan bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort görükle escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
Bugun...


Ahmet PEKİYİ

facebook-paylas
SURİYELİLERE VATANDAŞLIK VERİLMESİ İNSANİ/TARİHİ BİR GÖREVDİR 2
Tarih: 10-07-2016 12:37:00 Güncelleme: 03-12-2016 18:13:00


Önceki yazımda Suriyelilere vatandaşlık verilmesi konusunda detaylara girmeden bu günlere nasıl gelindiğini, Suriye yangınının acilen söndürülmesi gerektiğini, bu konuda tüm dünya devletlerinin üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesinin elzem olduğunu dillendirmiş ve Suriyelilere vatandaşlık verilmesi tarihi/insani bir görevdir demiştim. Şimdi Suriyelilere vatandaşlık konusunu daha detaylı bir şekilde analiz edeceğim.

 

Suriye iç savaşının ilk günlerinden beri  5 milyonun üzerinde insan Suriye topraklarını terk etmek zorunda kalarak, sıla hasretiyle mülteci konumuna düşmüştür. Türkiye yaklaşık 2,7 milyon Suriyeli mülteciye kapılarını açarak onları ensar ruhuyla misafir etmektedir. Türkiye tüm dünyada en fazla mülteci ağırlayan ülke konumundadır ve bu tarihi rolüyle Kadim Anadolu Coğrafyasının insan, irfan medeniyeti olduğunu kanıtlamıştır. Mültecilere Anadolu kapılarını sonuna kadar açan Türkiye, tarihin hiçbir döneminde mazlumların etnik kökenine, dinine, cinsiyetine, mezhebine bakarak onlara karşı ayrımcı bir tutum sergilememiştir. Yaratılanı Yaratandan ötürü sevme anlayışı ile mazlumların tamamına sahip çıkmıştır.

 

2011 yılından bu yana devletimiz, mülteciler için 11 milyar dolar civarında harcama yapmış, hâlâ da karşılıksızca yapmaya devam etmektedir fakat devletimizin Suriyeli mülteciler için yapacağı yardımlar bunlarla sınırlı olmamalıdır. Suriye iç savaşının ne zaman biteceği belli değildir. Geçen 5 yıllık süreye rağmen Türkiye’nin insani, hukuki önerileri doğrultusunda adım atılmamış ve dünya devletleri, Suriye’de güvenli bölge oluşturarak Suriyeli insanların kendi vatanları içinde güvenli bir biçimde hayata devam etmelerini sağlayacak koşulları oluşturmamış, belki de oluşturmak istememiştir. Bu insaniyetten, hukuktan uzak tutum sonrasında, Suriyeli mülteciler savaş ortamından kaçarken hayatlarından olmuş, bombalardan/saldırılardan uzaklaşmak için çıktıkları hayal yolculuklarında, denizin soğuk kollarına bedenlerini teslim etmişler, sahiller/kumsallar kendilerine makber olmuştur. Silah namlusunun ucundan kaçan Suriyeliler suyun soğuk namlusuyla karşı karşıya kalmışlardır. Kim bir çocuğunun bombalar altında feryat etmesine dayanabilir ki? Kim çocuklarının gözleri önünde kimyasal silahlar altında inlemesine, kadınlarının haramilerin tecavüzüne maruz kalmasına sessiz kalabilir ki? Kim bu ahval ve şerait içindeki insanlara neden vatanlarınızı terk ediyorsunuz diyecek kadar vicdansız olabilir ki? 

 

Vicdanlı/ahlâklı hangi insan kendi evladının Aylan bebeğin düçar kaldığı durumla yüzleşmesini isteyebilir? Vatanlarını hiçbir savaş durumu söz konusu değilken terk edenler, hicret adı altında vatanlarından/mesuliyetten kaçanlar, buldukları ilk fırsatta farklı ülkelerin vatandaşlığına geçenler, çocuklarını farklı ülkelerde doğurarak onlara bazı ülkelerin vatandaşlıklarını kazandıranların nahoş naraları kimseyi yanıltmasın… Suriyelilere Vatanını sattı diyenlere şunu sormak lazım, “Balkan Savaşları döneminde Anadolu’ya göçen Türkler vatan mı satmıştı?” Biraz vicdanlı olmayı deneyin. Savaştan Türkiye'ye sığınan Suriyelilere, “Yurtlarına ihanet ettiler” diyenler, gezi kalkışmasında, 17/25 Aralıkta; yalılardan, şatolardan bu vatana ihanet etmediler mi? Ne savaş vardı, ne de açlık cennet vatanımızda… Ama ihanet bildirileri yayınladılar, NATO'dan, Batıdan, Emperyalizmden medet umarak darbeye teşebbüs ettiler. Seçilmiş hükümeti indirmek istediler. Uyguladıkları sosyal ve ekonomik Vandalizm ile bu milletin milyar dolarlar kaybetmesine neden oldular.  Asıl ihanetçi kim?  Suriyeli insanların da vatan, namus, bayrak, çocuk sevgisi elbette var… Kendi çocuklarımız bizim için nasıl can ciğerse onların çocukları da Suriyelilere can ciğer… Ve bizler, Suriyeli mülteciler üzerinden bir imtihandayız unutulmasın… Gerçek imtihanı mülteciler değil bizler veriyoruz. Tarihin bu kırılma evresinde üzerimize düşen sorumluluklardan biri de elbette ki Suriyeli mültecilere ülkemizin kapılarını kaygısızca/korkusuzca açmak olacaktır. Gerekirse güvenlik riski olanlar hariç tümüne vatandaşlık vererek…

 

Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir, bir insanı kurtaran tüm insanlığı kurtarmış gibidir, kaidesini, bizlere hayat ölçüsü olarak telkin eden dinimizin emrini yerine getirme zamanıdır şimdi. Mazlumlara kol kanat germe ve insanlığı, dünyayı kurtarma zamanı… Cumhurbaşkanımız Erdoğan da bu şuurun gereği olarak Anadolu havzasının kapılarını, milletiyle el ele vererek en başından beri mültecilere açmıştır. Olması gereken de budur. Öncelikle Anadolu, tarih boyunca mazlumlara ilk defa bu günlerde kapı açan ve onlara vatandaşlık hakkı sunan bir ülke değildir.1490’lı yıllardan itibaren coğrafyamıza milyonlarca insan sığınmıştır. Yahudiler, Arnavutlar, Ahıska Türkleri, Kırım Türkleri, Çerkezler, Çeçenler, Romanlar… gibi milyonlarca mağdur topraklarımızı yurt bilerek vatandaşımız olmuştur. Bu sayının 1490’lardan itibaren 6 milyonu aştığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün verilerinden anlaşılmaktadır. Demek ki Anadolu bir anne kucağı gibi mazlumları tarih boyunca kucaklamıştır. Suriyeli mültecilerin vatandaşlığa kabul edilmesinin vakti de gelmiştir. Çünkü Suriye iç savaşının daha ne kadar devam edeceğini kestirmek mümkün görünmemektedir. Suriyelilere vatandaşlık verilmesi, insaniyetin, sosyal/evrensel devletin gereğidir. Batılıların ne yaptığı bizi ilgilendirmez. Biz batılılar gibi makyevelist/pragmatist bir tutumla bu trajik konuya çıkarcı bir anlayışla yaklaşamayız. Mağduriyetler üzerinden menfaat devşiremeyiz. Mültecilerin yaşadığı drama sessiz kalmak, hafazanallah bizleri/dünyayı daha büyük badirelerin eşiğine taşıyabilir. Yurtsuz, umutsuz, naçar bir şekilde hayata tutunmaya çalışan; kimilerince hor görülen; emekleri hor kullanılan ve itilip kakılmaya layıkmış gibi görülen mültecilerin durumuna her birimizin düşme ihtimali bulunmaktadır.  Bu gerçeği unutmadan tarihten ibret/öğüt almak durumundayız.

 

Suriyeli mültecilere vatandaşlık verileceğini söyleyen cumhurbaşkanımıza her kesimden tepkiler yağmaya başladı ama bu tepkilerin ne insani, ne tarihi, ne vicdani tarafı bulunmamaktadır. Günlerdir sosyal medyayı ve basın/yayın organlarını meşgul eden eleştiriler, derin düşünceden yoksundur.  Suriyeli mültecilerin vatandaş olmasına hep külfet gözüyle bakılması, anlaşılabilir bir durum değildir. Halihazırda Suriyeli mülteciler sığınmacı statüsüyle ülkemizdeler ve Türkiye'ye karşı güvenlik ölçüleri dışında bir mesuliyetleri yok. Bu durum ülke ekonomimize çok ağır bir bilanço çıkarmaktadır. Oysa ki Suriyeliler vatandaş olduklarında, Türkiye'ye karşı vatandaşlık sorumlulukları olacak. Vergi verecekler, istihdamın parçası haline gelecekler, değer üreteceklerdir. Suriyelilere vatandaşlık vermek,  muhtaç olan kişiye sürekli balık vermektense balık tutmayı öğretmektir. Suriyelilere vatandaşlık kimliği, devletin mülteciler konusundaki kamu yükünü hafifletecektir.

 

Suriyeli mültecilerin belirli ölçütler çerçevesinde vatandaşlığa kabul edilecek olması Türkiye ekonomisine katkılar sağlayacak bir adımdır. Hâlihazırda Suriyeli mülteciler için yapılan kamu harcamaları kamu bütçesine yük olarak yansımaktadır.Onlar vatandaş kabul edilerek istihdamın ve ekonominin parçası haline getirildiklerinde bu tablo değişecektir. Doktor, mühendis, öğretmen, hemşire, esnaf, kalifiye eleman… olarak Türkiye’de sosyal/ekonomik/kültürel yaşamın parçası haline gelen mülteciler, edilgen/pasif konumlarından kurtularak etken/aktif bir konum elde edeceklerdir. Unutmayalım ki Einstein da Nazi Almanya’sından Türkiye’ye kısa süreliğine sığınmış bir göçmendi. İnanıyorum ki Suriyeli sığınmacılar arasında da çok zeki, çalışkan, üretken insanlar bulunmaktadır ve bu üretken insanların enerjileri şuan itibariyle pasifize edilmiş  durumdadır. Suriyeli mültecilerin Türkiye vatandaşı olmasıyla söz konusu insanlar, Türkiye’ye her açıdan katkı sunacaklardır. Ayrıca, Suriyelilerin Türkiye’de vatandaş olması onların kendi ülkelerindeki haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Gün gelip Suriye’de savaş ortamı son bulduğunda sığınmacılar,  Suriye üzerindeki haklarını alacaklardır. Bu uluslar arası hukukun kendilerine vermiş olduğu bir haktır. Suriyelilere vatandaşlık verilmesi halinde Türkiye, ilerleyen zaman diliminde, kendi vatandaşının hakkını korurcasına Suriyeli mültecilerin haklarına taraf olabilecektir. Mültecilerin vatandaşlığa alınmasıyla, Türkiye'nin Suriye'deki söz hakkı ilelebet güçlenecektir. Filistin mazlumlarının haklarına, Mavi Marmara gerekçesiyle taraf olan ve Filistinlilerin haklarını korumaya çalışan Türkiye, Suriye mazlumlarını vatandaş yapması halinde, aynı stratejiyi Suriye üzerinde de yürütebilecektir. Bugün nasıl ki Almanya’da yaşayan soydaşlarımız için hak iddia edebiliyorsak, taraf olabiliyorsak ve onları hakları konusunda ülke olarak örgütleyebiliyorsak, yarın Suriye için de bunu yapabileceğiz. Dünyanın farklı yerlerindeki vatandaşımız olmayan soydaşlarımızın, dindaşlarımızın dahi haklarını korumaya çalışıyorken, vatandaşımız olacak Suriyeliler hakkında susmamız asla beklenemez. Bu açıdan Suriyelilere vatandaşlık konusunu çok boyutlu bir şekilde değerlendirmeli, bilimsel/tarihi veriler ışığında analiz etmeliyiz. Erdoğan’ın dile getirdiği her konuya zihnen ve kalben alerji göstermek, akıllıca bir muhalefet değildir.

 

Mültecilere vatandaşlık konusu tarihi/siyasi/insani perspektiften değerlendirildiğinde, bu stratejiyi ve zamanlamasını doğru buluyorum. Kendi ülkemizin bazı beldelerinde yürüyen terör operasyonları sürecinde kimi bölgeler vatandaşlarımızca boşaltıldı. Reisicumhurumuz bu koşullardaki vatandaşlarımıza 'Asli topraklarımıza döneceğiz inancında olacaksınız' diyerek tarihi bir mesaj verdi. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM elbette vakti gelince Suriyelilerin kendi vatanlarına dönmesi konusunda gerekli alt yapıyı, hukuki zemini oluşturacaktır. Bu durum çıkacak kanundaki bir maddeye bakar. Her konuda bodoslama ideolojik tavır sergilemeye gerek yok. Sağduyulu olalım. Mülteciler ülkemizde sorumluluğu bulunmayan bir sığınmacı olarak değil sorumlu vatandaş olarak yaşamalı.Uygun vakte değin. Bir fikri Erdoğan dillendirdi diye hop oturup hop kalkmaya gerek yok. Düşünün. Erdoğanfobiklik düşünmeye engel değil.

 

Son olarak Suriyelilere vatandaşlık verilmesi konusunda devletin azami dikkatli olması gerektiği fikrine sonuna kadar katılıyorum. En ince ayrıntısına kadar vatandaşlığa alınacak Suriyelilerin taraması yapılmalı ve güvenlik riski olmayan kişiler vatandaşlığa alınmalıdır. Vatandaşlık; toplumsal entegrasyon sıkıntısı olmayan, adli sicil ve suç/terör kaydı bulunmayan, MİT/Emniyet soruşturmasında uygunluk raporu verilen kişilere verilmelidir.  5 yıldır vatanımızda olan Suriyeliler hakkında devletin ilgili birimlerinin gerekli verileri topladığına inanmaktayım. Bu veriler ışığında sakıncalı profiller ve kişilikler vatandaşlığa alınmasın elbette ama hâlihazırda Türkiye’de bulunan tüm mazlum/masum mülteciler için vatandaşlık kapısı açılsın. Zira bu konuda selektif bir yaklaşım Anadolu vicdanına yakışmayacaktır. Anadolu vicdanı evrim teorisinin doğal seleksiyon ilkesini uygulayacak bir vicdan olmamalıdır. Vatandaşlığa kabul yasası düzenlenirken Suriyeli vatandaşların koşullar oluştuğunda ülkelerine geri dönmeleri/dönebilmeleri için de gerekli alt yapı oluşturulmalıdır.

Vesselam…

 

AHMET PEKİYİ

ahmetpekiyi@gmail.com

 



Bu yazı 5860 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI