porno izle porno izle porno izle porno izle
Bugun...


SAVAŞ HOŞTAŞ

facebook-paylas
HANİ ADIMIZIN "YORGO" OLMASINA KARŞIYDINIZ!
Tarih: 26-02-2016 16:42:00 Güncelleme: 26-02-2016 16:42:00


Öyle jeopolitik ve jeostratejik bir ülkemiz var ki Selçuklu topraklarında, Osmanlı bakiyesi üzerinde inşa edilmiş “üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili” bir ülke. Ancak bu ülke inşa edilirken birinci meclisteki asli unsurlar – yani Selçuklu ve Osmanlı’nın kurduğu medeniyetin kökleri- yok sayıldı.

           

M.Kemal ilke ve inkılapları hem devletin yönetim mekanizmasına hem de milletin yaşayış biçimine müdahale ederek adeta tek tipleştirici – red, asimilasyon ve inkar gibi politikalarla – Kemalizm ideolojisi ile milletin değerlerini tarumar etti. Ulus-devlet paradigması ile içimizdeki samimi azınlık unsurları dahi –ki bu günümüzde de geçerlidir- hain ilan edilmektedir. Örneğin Hrant Dink!

           

Kemalizm’in bu ülkeye ve millete verdiği zararı uzun uzadıya yazmayacağım ancak, Kemalizm’in çöktüğü şu günlerde bu ideoloji adına geliştirilen söylemler ve gerçekleştirilen olayların ruhuna baktığımızda ciddi bir eksen kaymasının olduğuna şahit oluyoruz.

           

Kurtuluş mücadelesi verildikten hemen sonra yukarıda da bahsettiğim asli unsurların – Şeyh Said, Kazım Karabekir, Said Kurdi, Enver Paşa, İskilipli Atıf, Bozan İzol vb. isimler – tasfiye süreci başladı. Tek partinin diktatöryal yönetimi farklılıkları zenginlik olarak değil canavar gibi gördü. Haliyle hem Anadolu’da hem Anadolu hinterlandında yabancılaşma başladı. Yabancılaşma derken adımızın “Yorgo” olması değil, kendi özümüze; toprağımıza ve bakiyemize, yani içe dönük bir yabancılaşma başladı.

           

Resmi tarih kitapları yazıldı; içerisinde tek adamın kahramanlığının olduğu, ulusal kurtuluş mücadelesini yalnızca tek bir kişinin başardığını içerin bir tarih kitabı: maalesef günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bununla da kalmayarak şirkin ve tağutun yansıması olan “Olmasaydı olmazdık, adımız Yorgo olurdu” gibi aşağılık söylemler literatürümüze getirildi.

           

Birincisi şudur ki; tarihimiz boyunca tüm etnik unsurlarımız ile bir ve beraber yaşamış, büyük medeniyetler kurmuş, özellikle inancımız olan İslam’ın “iffet” şuurunu tüm benliklerine işletmiş insanları namussuzluk zannında bırakan bu sözü kınadığımı ifade ediyorum. Cepheye gidildiğinde kadınlarımızın ve henüz ergen bile olmamış kızlarımızın üzerinde hançer bulunuyordu. Ola ki esir düşecek gibi olursa o hançerle Allah’ın huzuruna kirlenmemiş olarak çıkmak, namusunu ve iffetini korumak için hayatlarına son vereceklerdi; verenler oldu.

           

Tarih öyle bir noktaya geldi ki “yurtta sulh cihanda sulh” söyleminin getirdiği acziyet ve teslimiyet kırıldı. Sınırların suniliği aşıldı ve Misak-ı Milli’ye hapsedilen irade kendisine vurulan zincirleri tek tek kırarak kadim coğrafyadaki hamilik unsuru üzerine olan sorumluluğunu tekrar hatırladı. Dirilişin başladığı, uyanışın yaşandığı, üzerimizdeki ölü toprağının atıldığı “Yeni Türkiye” sürecinde elbette bu yürüyüşü anlamayacak, anlasa bile milli iradenin yanında yer almayacak iradelerin ve o iradenin peşinde giden iradesizlerin olacağından kuşkumuz yok.

           

Belki bu söylemi çok sert bulacaksınız ama yaşananlara bir göz atalım ve durum değerlendirmesi yaparak fikir planımızı ortaya koyalım.

           

Bugün Suriye meselesi başta olmak üzere İslam topraklarında Türkiye’nin güç olarak yer alması elbette emperyalistleri rahatsız edecekti; etti. Anadolu hinterlandı dediğimiz coğrafya; Balkanları, Kafkasları, Kuzey Afrika özelinde Afrika’yı ve Ortadoğu diye adlandırılan İslam topraklarını kapsamaktadır. Bu hinterlant coğrafyasında dikkat edilirse dengelerin değiştiği ve değişeceği ciddi bir hakimiyet mücadelesi yaşanmakta.

           

Türkiye ise kendisine yapılan tüm baskılara rağmen geri adım atmamış ve Batı’nın kuklası olan yönetimlerle ilişkileri maslahat güzar seviyesinde dahi kalmamıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, ilişkilerin halklarla değil yönetimlerle bozulduğudur.

           

Tarihin kırılma noktasında bizzat tarihi yaşıyoruz; meselemiz bu tarihi yaşamakla birlikte bizzat tarihi yazan olmaktır. Ancak yukarıda bahsettiğim ve yazımın başlığında da yer aldığı söze ithaf olmak üzere ifade etmemiz gerekiyor ki, bugün Rus saldırılarını destekleyen parlamenterler var. Ülkesini Almanya’ya şikayet eden “genel müdür/ler” var. Amerika’ya gidip ABD Başkan yardımcısının ön dördüncü danışmanından bir çok girişim sonrası randevu alıp ülkesini şikayet eden şuursuzlar var. Komünist Enternasyonel’de hiçbir hukuki statüsü olmayan yapılara gidip orada ülkesini şikayet etmek için geldiklerini söylediklerinde dinlenmeyip kovulan genel başkanlar var.

           

Ruslar geliyor dayanın diyen partilerin olduğunu görüyoruz. Bu partilerin içinde Deniz Baykal gibi milli duruşa sahip insanların olduğunu da biliyoruz. Öyle ki kendi genel başkanının Rus uşağı olduğunu belgeler nitelikteki beyanları, “Mesele ülke meselesi olunca AK Parti’nin yanında yer alırım” sözleri ve yine “AK Parti’ye karşı olmak için her kılığa girdik, en sonunda PKKlı bile olduk” açıklamalarıyla Kemalizm’in nerelere geldiğini gösteren Deniz Baykal’ın bu sözleri çok ciddi bir konuyu daha açığa çıkarıyor.

           

“Olmasaydı olmazdık, adımız Yorgo olurdu” diyenler bugün “Yorgo olmasa bile Dimitri olsun” noktasına geldiler.

           

Bugün Rus gemisi boğazdan geçerken, Rus askerinin roket atar silahını omzuna almasına sevinenler aklımızla dalga geçercesine “Niye müdahale etmediniz, nerede angajman kuralları” gibi söylemlerde bulunuyorlar. Bunu söylerken İsmet İnönü’nün Lozan’da yaptığı anlaşmayı unuttuğumuzu düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Önce Lozan’da boğazlar başta olmak üzere Musul’u, Kerkük’ü, Halep’i nasıl sattıklarını açıklasınlar.

           

Yaşanan bu kadar sıkıntısın müsebbibinin, kendisini kurucu irade olarak gösteren CHP olduğunu saptırmasınlar. Bu millete yaptıkları yetmezmiş gibi hala aşağılık kompleksinde devam etmesinler.

           

Ulus-devlet ile yıkmaya çalıştıkları ümmet coğrafyası yeniden inşa ediliyorken, kendi özüne dönüp diriliyorken,  Lozan’ı imzalayanlar meşru hak talebimizi “Dimitri” olmak adına satamazlar. Şunu da unutmasınlar ki, biz ne dün “Yorgo” olurduk ne de bugün “Dimitri” oluruz.

           

Bir kez daha net olarak ifade ediyorum ki, “Sen-ben yok; Türkiye var!”

           

Vesselam...

SAVAŞ HOŞTAŞ

@savashostas



Bu yazı 2284 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI